TÜRK BORÇLAR KANUNU İLE DÜZENLENEN BORCA KATILMA SÖZLEŞMESİNİN KAPSAMI NEDİR? 1 Haziran 2020

Borca katılma sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 201. maddesi ile kabul edilen bir hukuki kurumdur. Bu madde uyarınca, borca katılma “mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşme” olarak tanımlanmıştır. Borca katılma sözleşmesinin kurulması ile birlikte, borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar. Borca katılma, asıl borçlunun borçlu sıfatını koruması ile birlikte, üçüncü bir kişinin yükümlü olunan edimi üstlenerek borcun ifası bakımından alacaklıya karşı ilk borçluyla birlikte aslî müteselsil borçlu sıfatına sahip olmasını ifade eder.

Borca katılma, alacaklı ile katılan arasında akdedilen bir sözleşme ile gerçekleşir. Kanuni düzenleme uyarınca, borca katılma sözleşmesi kural olarak özel bir şekil şartına bağlı değildir. Bununla birlikte, doktrinde hukuki niteliği itibarıyla teminat amacı güden borca katılmada, kefaletin tâbi olduğu yazılı şekil kurallarının niteliği uygun düştüğü ölçüde uygulanması gerektiğine dair görüşler bulunmaktadır.

Borca katılma, ağırlıklı olarak teminat amacıyla başvurulan bir hukuki müessese olmakla birlikte teminat sağlama dışında borçlu ile katılan arasındaki iç ilişkide bir yükümlülüğün üstlenilmesi amacıyla da yapılabilir. Borca katılanın katılma sözleşmesinden doğan borcu, borcun doğumu aşamasında ferî bir borç iken; sözleşme gerçekleştikten sonraki aşamada ilk borçlunun borcundan bağımsız bir nitelik kazanarak asli nitelikli bir borç haline gelir.

Bir başka deyişle, borca katılmanın temel şartı, borca katılmanın gerçekleştiği anda hukuken geçerli bir borcun varlığıdır. Borcun mevcut olmadığı veya geçersiz olduğu hallerde, borca katılanın yükümlülüğü de konusuz kaldığı için borca katılma da geçersiz olur ve borca katılan için herhangi bir borç doğmaz

Belirtmek gerekir ki, borca katılma yoluyla ortaya çıkan borç, borca katılan için yeni bir borç teşkil etmektedir. Bu itibarla borca katılmanın bir sözleşme değişikliğine neden olmayacağını söylemek mümkündür. İç ilişkide ise borca katılan ve ilk borçlu sorumluluğu paylaşırlar ve her biri borçtan kendi payına düşen miktarla sorumlu olur. Alacaklıya payından fazla ifada bulunan borçlu, payını aşan kısmı için diğerine rücu edebilir.

Kanun koyucu borca katılmada, borca katılanın alacaklıya karşı borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olacağını düzenlemek suretiyle, nisbilik prensibinin “sözleşmeden doğan borcun ifasının yalnızca borçludan talep edilebileceğine” ilişkin sonucuna bir istisna getirmiş bulunmaktadır. Borca katılanın alacaklıya karşı sorumluluğunun kapsamı ve içeriği, kural olarak katılma konusu borcun katılma anındaki kapsamına ve içeriğine göre belirlenmelidir. Ancak belirtmek gerekir ki, tarafların borca katılma sözleşmesi ile aksi düzenlemelere yer vermesi de mümkündür.

Sonuç olarak, Türk Borçlar Kanunu’nun 201. Maddesi ile Türk hukukunda düzenleme bulan borca katılma, alacaklı ile borca katılan arasında kurulan bir sözleşme ile borca katılanın asıl borçlu ile birlikte müteselsilen borçlu olmasını sağlayan bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında borca katılma sözleşmesinin kurulmasının şartlarının dikkatli şekilde belirlenmesi; özellikle tarafların amacına aykırı olarak, Türk Borçlar Kanunu’nda yer bulan borcun üstlenilmesi veya sözleşmeye katılma sonucu doğuracak düzenlemelerden kaçınılması gerekmektedir.