İŞ HAYATINDA YENİ NORMALİN ETKİLERİ NASIL GÖZLEMLENECEKTİR? 13 Ağustos 2020
- GİRİŞ
Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını ve salgının önlemesi için alınan tedbirler ile birlikte, iş hayatında kısa ve uzun vadeli etkileri olabilecek birtakım değişiklikler gözlenmeye başlandı. Günümüzde gerek gelişen teknolojik imkânlar , gerekse iş hayatında gittikçe etki sahibi olmaya başlayan genç kuşağın değişen talepleri doğrultusunda aslında uzun süredir gündemde olan uzaktan çalışma, esnek çalışma saatleri gibi hususlar pandeminin etkilerinin azaltılması amacıyla zorunlu olarak gündemde yerini almış bulunuyor.
Covid-19 salgını etkisi ile iş hayatında hızlı bir dönüşüm yaşanmakta iken, önceki kuşakların oluşturduğu bir iş düzeninde kendisine yer bulmaya çalışan genç kuşağın ve söz konusu değişimi fırsata dönüştürmek isteyen yöneticilerin gelişen teknolojinin de desteğiyle söz konusu değişime ivme kazandırmaları, iş hayatında bugüne kadar rastlamadığımız hızda etkilerin meydana gelmesi bekleniyor. Bu kapsamda, söz konusu etkilerin, teknolojik gelişmeler, ülke ekonomisi ve istihdamın genel durumu, eğitim sistemi ve nihayet son zamanlarda etkilerini gösteren Covid-19 salgını kapsamında ele alınarak değerlendirme yapılmasının, iş hayatındaki düzende yeni kapılar aralayarak fırsatlar yaratabileceği kanaatindeyiz.
- TÜRKİYE’DE İSTİHDAMA İLİŞKİN GENEL ÇERÇEVE VE GÜNCEL SORUNLAR
Bilindiği üzere Türkiye, son yıllarda genç nüfus oranında belli oranlarda azalma görülüyor olmasına rağmen, halen demografik yapısı gereği genç oranının yüksek olduğu bir nüfusa sahiptir. Ülke genelinde genç nüfusun yüksek oluşu iş gücü potansiyeli, yetiştirilmeye açık eleman sayısı gibi pek çok nedenle Türkiye’yi istihdam açısından cazibe merkezi haline getirmektedir. Bununla birlikte, iş gücüne sahip nüfusun fazla olması ve genç kuşağın ihtiyaçlarının gereği gibi karşılanamaması gibi riskler, iş hayatının şekillendirilmesinde atılacak adımlarda doğru bir analizin önemini bize hatırlatmaktadır..
Genç nüfus yoğunluğu ile birlikte olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması bakımından karşımıza çıkan ilk alanın eğitim olduğu şüphesizdir. Nitekim, gittikçe artan genç nüfus oranı ve değişen dünya düzenine tam olarak uyum sağladığı söylenemeyecek eğitim sistemi dolayısıyla eğitim kurumlarındaki eğitim seviyesinde düşüşler yaşandığı, mevcut eğitim düzeninin gerek yetiştirdiği nitelikli eleman sayısı bakımından gerekse iş hayatının değişen ihtiyaçlarını karşılayacak yenlikler bakımından birtakım eksikliklerinin bulunduğu gözlemlenmektedir. Bu kapsamda, yetişmekte olan nüfusun iş hayatının gelişiminde oynayacağı önemli rol gözetilerek, genç nüfusun gelişiminde günümüz iş hayatının aktörlerinin de birtakım sorumluluklar yüklenmesi gerektiği de tartışmasızdır.
Genç nüfusun değişen iş dünyası koşullarına uygun olarak yetiştirilmesinde temel olarak, ihtiyaç duyulan ve yeni dünya düzeninde ihtiyaç duyulması beklenen alanların belirlenmesi önem arz etmektedir. Nitekim ülkemizde birçok alan, karşılığında istihdamın sağlanamadığı bölümlere dönüşmüş durumdadır. Sosyal bilimler, toplum bilimleri kapsamındaki bazı bölümler ve altyapısı kurulamayan bazı teknik alanlarda çalışma fırsatının oluşturulmaması sebebiyle söz konusu bölümlere yeterli ilginin gösterilmediği; birçok konuda ülkeye fayda sağlayabilecek ve gelişmesinde çok önemli bir yere sahip olan birtakım alanlarda yetişmiş kişilerin sonrasında beklediği fırsatı bulamaması sebebiyle bu alanların atıl kaldığı görülmektedir. Öte yandan, belli alanlarda oluşan yüksek talep istihdam dengesini bozarak rekabeti arttırmaktadır. Bu kapsamda genç nüfus, yetenek ve becerilerinden ziyade fırsatları göz önüne alarak belli bölümlere yöneldiğinden, kendi potansiyellerini de kullanmamaktadırlar.
Diğer yandan yapılan çalışmalara göre; gerek istihdam gerekse eğitim kurumlarının yoğunlaştığı bölgelerin büyükşehirler olması sebebiyle bölgesel yerlerde yaşayan kişilerin bu şartlara uygun olarak önemli ölçüde büyük şehirlere göç etmek zorunda kaldıkları ortaya çıkmaktadır. Nitekim Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemindeki verilere göre; 2019 yılında 18-24 yaş grubunda yer alan 411 bin 818 genç, ikamet ettiği ilden başka bir ile üniversite okumaya gitmiştir. Bu durum gerek büyükşehirlerdeki nüfus yoğunluğunu arttırmakta gerekse bölgesel yerlerdeki kalkınmanın azalmasına neden olmaktadır.
Dolayısıyla, değişen dünya düzeni göz önüne alınarak, iş dünyasının potansiyel ihtiyaçlarının ve önceliklerinin belirlenmesi; şirketlerin gerek kendi içlerinde yaratacağı eğitim ve staj programları ile nitelikli eleman yetişmesine destek olması, gerekse ticari hayatın aktörleri arasında yapılacak işbirliği ile genç nüfusun verimli bir şekilde istihdam edilmesinin yeni yollarını aranması öncelikle gündeme alınması gereken konuların başında gelmektedir.
Tüm bu koşullar altında, gerek bölgesel nüfus yoğunluklarının dengeli dağıtılmaması, gerek istihdamda önemli alanların atıl kalması sebebiyle eğitimli nüfusun kendi alanlarında çalışma potansiyeli bulamaması, gerekse genel istihdam problemlerinin çözümünde elbette yapısal değişikliklerin ve ülke ekonomisinde atılacak adımların yeri büyüktür. Ancak diğer taraftan, atılacak daha küçük ve kısa vadeli adımlarla söz konusu problemlere hızlı çözümler üretebilmek de mümkün olabilecektir. Bu çözümlerin üretilmesinde etkili yolların bulunabilmesi; genç nüfusun kodlarını çözebilmek, isteklerini ve potansiyellerini ortaya çıkartabilecek fırsatlar tanımak açısından günümüz teknolojilerinin sunduğu faydaların kullanılmasıyla mümkün olabilecektir.
- Y KUŞAĞININ İŞ HAYATI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ VE ESNEK ÇALIŞMA PRENSİBİ
İş hayatındaki değişimler ve genç kuşağın beklentilerinin tanımı yapılırken genel olarak kuşakları tanımak ve bu kapsamda bir değerlendirme yapmak fayda sağlayabilecektir. Buna göre kuşak; belirli ortak sosyolojik ve psikolojik etkileri taşıdığı düşünülen, benzer toplumsal yapıya sahip dönemlerde doğan kişilerin içinde bulunduğu bir kavramdır.
Bu kuşakların hangi yıllar arasında doğan kişileri kapsadığı genellikle toplumdan topluma değişiklik göstermekle birlikte, yapılan çalışmalar ülkemizde 1980 – 2000 yılları arasında doğan kişileri Y kuşağı olarak sınıflandırmaktadır. Sahip olduğu yaş aralığı nedeniyle, Y kuşağının günümüzde özellikle iş hayatına atılmış veya atılmak üzere olan kişilerin büyük kısmını oluşturduğu belirtilebilir.
Bu noktada, iş hayatında gerçekleşen değişiklikler ve farklılaşan beklentilerin değerlendirmesi yapılırken, sahip olduğu çalışma gücü nedeniyle söz sahibi olan bu kuşağı değerlendirmek yerine olacaktır. Buna göre yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkan görüşlere göre Y kuşağı, teknolojik çağda büyüyen ilk nesildir. Dünyanın küreselleştiği dönemde doğan ve yetişen Y kuşağı, küresel düşünmeyi başarabilen ve bu nedenle farlılıklara karışı duyarlı ve eşitsizlik karşıtı bir yapıya sahiptir. Öte yandan, iş dünyasında ise Y kuşağının genel olarak çalışma motivasyonun yüksek olduğu ve gelişim ve değişime büyük önem verdiği kaydedilmektedir.
Diğer yandan teknolojik çağda büyüyen ilk nesil olması dolayısıyla Y kuşağının bir takım farklı beklentileri de mevcuttur. Bu noktada diğer kuşaklardan farklı olarak Y kuşağının en belirgin özelliklerinden biri, geri bildirim alma konusunda sabırsız olmalarıdır. Kısa vadede olumlu geri bildirimler alan Y kuşağının iş hayatında daha motivasyonu yüksek ve verimli şekilde çalıştığı bilinen bir gerçektir. Y kuşağının diğer özelliğinden biri ise, hayat boyu kendini her an daha yüksek bir kariyer noktasına taşıyabilecek ve gelişimine fırsat verebilecek işlerde çalışma arzusuna sahip olmasıdır.
Günümüzdeki iş imkanları, çalışma kuralları ve düzeni ise Y kuşağının hem içine dahil olmak istediği hem de belli açılardan esneterek değiştirmek istediği bir alan gibi görünmektedir. Nitekim yapılan çalışmalarda da Y kuşağının iş hayatına önem verdiği, verimli ve motivasyonu yüksek biçimde çalıştığı ancak işi hayatının merkezi haline getirmek istemediği görülmektedir. Bu sebeple Y kuşağı, mesai saatlerinin kendisi tarafından belirlendiği, işlerini ve sorumluluklarını yerine getirirken kendi düzenini kurabileceği iş imkanlarına karşı oldukça istekli görünmektedir. Günümüzde işveren pozisyonundaki kişilerin çoğunlukla Y kuşağından önceki kuşak olması sebebiyle birlikte bu döngü henüz kırılmamışsa da, ileriki süreçte Y kuşağının çoğunlukla işveren veya yönetici olabildiği süreçte iş hayatındaki belirli kuralların da değişmeye başlayacağı düşünülmektedir.
Nitekim dünya genelinde belli küresel büyük şirketlerin bu kuraları kademe kademe değiştirdiği de gözlemlenmektedir. Söz konusu şirketlerin; mesai esnekliği, belirli günler evden çalışma gibi uygulamalara gittiği ve belirli verimlilik kuralları dışında mesai saati sınırlaması koymadığı bilinmektedir. Hatta bazı şirketler, günlük çalışma saatini yükselterek Cuma günü çalışmama prensibini de uygulamaya başlamıştır. Özellikle Avrupa’da son yıllarda oldukça yaygın hale gelmeye başlayan esnek çalışma düzenine Türkiye’de de uyum sağlayan şirketler bulunmaktadır.
Diğer yandan uygulama alanı gittikçe yaygınlaşan esnek çalışma şartlarının sağladığı birçok fayda bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi, işe giderken geçirilen zamandan tasarruf edilmesidir. Özellikle büyük şehirlerde insanlar işlerine gitmek için evlerinden saatler önce çıkıp, evlerine dönmek için de saatlerini harcamaktadır. Halbuki uzaktan çalışma ile yolda geçen saatler ve işe gitmek için hazırlanma gibi ritüeller bertaraf edildiğinden çalışanların özel hayatlarına ayırdıkları süre uzamakta ve iş dışındaki sorumluluklarını yerine getiren kişilerin işteki verimlilikleri de artmaktadır. Diğer yandan uzaktan çalışma prensibini benimseyen şirketler bakımından ofis masraflarının azalması ve bu sayede iş yatırımları ve çalışanların özlük haklarına daha fazla harcama yapma olanakları da genişlemektedir.
Bu kapsamda, bir yandan iş hayatında aktif rol oynayan Y kuşağının beklentilerini karşılayan diğer yandan da zaman ve masraf tasarrufu bakımından olumlu etkileri olan esnek çalışma prensibinin, pandemi sürecinden sonra da iş hayatının gündeminde yer bulacağı öngörülmektedir. Ancak pandemi sürecinde pek çok şirket tarafından zorunlu olarak hayata geçirilen uzaktan çalışma ve esnek çalışma saatleri uygulamalarının olumlu ve olumsuz etkileri birlikte değerlendirilmeli, her şirket ticari hayattaki ihtiyaçları ve hukuki yükümlülüklerini birlikte değerlendirmek suretiyle yeni düzene uyum sağlayacak adımları belirlemelidir.
- COVID-19 SALGINI SONRASI İŞ HAYATINDAKİ YENİ NORMAL
Bugüne kadar uygulanan esnek çalışma ve uzaktan çalışma uygulamalarının, Covid-19 salgınının önlenmesi noktasında alınan önlemlerle arttığı, bugüne kadar bu düzeni henüz tecrübe etmeyen çalışanlar ve şirketler açsından deneyimlenerek sürecin normale dönmesi sonrasında da uygulanmasına devam edilmesinin değerlendirildiği görülmektedir. Bu hususta Covid-19 gibi bir salgının ilk basamakta oluşturduğu olumsuz etkinin, çalışma koşullarını belli oranda değiştirmesi sebebiyle yeni bir kapı araladığından da bahsedilmesi mümkündür.
Bu noktada elbette yapılan işin niteliğinin uzaktan çalışmaya elverişli olması büyük önem arz etmekte olup, özellikle sanayi şirketlerindeki üretim departmanı gibi fiziksel çalışma koşulunu gerektiren veya savunma sanayi gibi yüksek güvenlikli koruma gerektiren alanlar değerlendirildiğinde, uzaktan çalışmanın her meslek grubu için olanaklı olmadığı açıktır.
Ancak diğer yandan uzaktan çalışma sistemine özellikle Covid-19 salgını nedeniyle geçen birçok işletmede, uzaktan çalışmanın faydaları göz önüne alınarak kalıcı etkiler oluşabileceği görülmektedir. Diğer yandan teknolojinin gelişmesiyle ve günümüz koşullarında telefon veya bilgisayar yazılımlarındaki ilerleme ve çeşitli uygulamaların ortaya çıkmasıyla, fiziki olarak gerçekleştirilebilen hemen hemen her türlü faaliyet, online olarak internet üzerinden de gerçekleştirilebilmektedir.
Nitekim kalabalık gruplar halinde toplantılar, sunumlar hatta eğitimler gerçekleştirilebilmesine olanak sağlayan bu platformlar, bugüne kadar ancak kısıtlı sayıda şirket tarafından kullanılırken salgının etkileriyle birlikte çok daha ulaşılır ve yaygın hale gelmiştir. Bu kapsamda belki de ofis ortamında sağlanamayacak imkanların online sahalarda gerçekleştirilebilmesi, kişilerin bu platformları kullanma alışkanlıklarını değiştirebilecektir. Şirketlerin teknolojinin sağladığı faydalardan yararlanarak online uygulamaların kullanımın yaygınlaştırması, yalnızca uzaktan çalışanlar için değil, farklı şehirler veya ülkelerde yer alan kişilerin birlikte çalışabilmesine olanak sağlaması bakımından da önemlidir.
Tüm bunların yanı sıra toplumda bu kadar hızlı yaygınlaşan ve tehlike arz eden bir salgının etkilerinin aynı hızda yok olmayacağı bilinen bir durumdur. Bu yönden, bilim insanlarının da tavsiyeleri; önlemlerin hemen bırakılmaması ve eski hayat tarzımızda bazı değişiklikler yaparak bugünü yaşamamız gerektiği yönündedir. Bu noktada önceden çoğu kişinin önem vermediği sosyal mesafe kavramı önemli hayatlarımızda kalıcı olarak yer edecek gibi görünmektedir. Elbette bu durum fiziksel ofis kurallarını da etkileyecektir. Önceden kalabalık çalışma ortamları açık ofisler yerini daha az kişinin belli aralıkta mesafeler bırakarak çalışmasına bırakacak, dolayısıyla fiziki mekanlar tüm çalışanları kapsayacak yeterlilikte olmayacaktır. Bu yönden de kısmi olarak uzaktan çalışma uygulamasının devam etmesi, kalabalık toplantıların toplantı odaları veya seminer salonları yerine online platformlar üzerinden gerçekleştirilmesi mümkün görünmektedir.
- SÜREKLİ OLARAK UZAKTAN ÇALIŞARAK BAŞKA BİR ÜLKEDE MEVCUT OLAN BİR ŞİRKETTE ÇALIŞMAK MÜMKÜN OLABİLİR Mİ?
Tüm bu koşullar altında, evden/uzaktan çalışmanın; verimliliğin artması, maliyetlerin azalması ve zamandan tasarruf sağlaması gibi sağladığı birçok faydanın göz önüne alınması, diğer taraftan ülkemiz şartlarındaki istihdam problemleri ve eğitimli genç nüfus işsizliğinin yüksek olması gibi etmenleri bir araya getirdiğimizde akla gelen diğer durum ise şirketin bulunduğu ülkeden farklı bir ülkede ikamet eden bir kişinin sürekli olarak uzaktan çalışmasının mümkün olup olmadığıdır. Zira kişilerin uzaktan çalışmalarının mümkün olması ve fiziki ofis mekânlarına duyulan ihtiyacın azalması sonucunda kişilerin, başka bir ülkede bulunan bir şirkette o ülkede yaşamasına gerek kalmadan çalışmasında herhangi bir engel bulunmamaktadır.
Bu noktada aslında özellikle yazılım veya bilgi teknolojileri alanında çalışanlar son birkaç yıldır uzaktan çalışma yoluyla istihdam edilmektedir. Öyle ki, yalnızca uzaktan çalışma gerçekleştirilecek iş ilanlarının ve iş bulma platformlarının olduğu birçok internet sitesi mevcuttur. Bu platformlar uluslararası düzeyde kullanılmakta ve dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir hizmete veya işe ihtiyacı olan kişiler buradaki profiller üzerinden birbiriyle iletişim kurabilmektedir. Bu noktada kurulan iş ilişkisi kimi zaman freelance, kimi zaman proje bazlı kimi zaman da tam zamanlı işler olabilmektedir.
Bu yöntemlerle çalışan şirketlerin sayısının, günümüz koşullarındaki benzer durumlar sebebiyle artacağı öngörülmekte olup, ülkemiz için de büyük fayda sağlayacak bu fırsatın en iyi şekilde değerlendirilmesi için iyi analizler yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Nitekim salgın etkileri dolayısıyla uluslararası seyahat kısıtlamalarının bir süre daha devam edeceği de düşünüldüğünde, bir şirketin yurtdışında bulunan birini istihdam etmesi durumunda o kişinin fiziki olarak şirketin bulunduğu yere gitmesindeki risk, uzaktan çalışmayla bertaraf da edilmiş olacaktır.
Bu noktada özellikle robotik, yapay zekâ gibi teknolojilerdeki ilerlemelerden faydalanarak fiziksel şartı ve mekân kavramını genişleten uluslararası şirketlerin takibe alınması, Türkiye için büyük bir fırsattır. Bu durumda uzaktan çalışmaya uygun ve küresel nitelikteki işlerin kapsamının genişletilerek, bu koşullara uygun hemen hemen her sektörde bu çalışma yöntemiyle ilgili bilinçlendirmelerin yapılması, bu yönden eğitimler verilmesi ve gençlerin bu alanlara yönlendirilmesi önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, Covid-19 salgının ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin bertaraf edilmeye çalışıldığı içinde bulunduğumuz dönemde, salgının iş hayatı üzerindeki diğer etkilerini de gözden kaçırmamak gerektiği açıktır. Bir yandan gelişen teknoloji, diğer yandan ise genç kuşağın değişen beklentileri karşısında salgın sayesinde gündemimizde yer bulan uzaktan çalışma ve esnek çalışma saatleri gibi hususların değerlendirilmesi faydalı görünmektedir. Bununla birlikte, ticari hayatta uzun yıllardır varlığını sürdüren çalışma koşulları ve geleneklerinin değişiminin önemine de dikkat çekmek gerekir. Zira mevcut çalışma stillerinde değişime gidilerken, bütünüyle yeni bir düzenin kurulmasının daha önce deneyimlenmiş ve çözümlenmiş aksaklıkları yeniden gündeme getirebileceği gibi yeni sorunlara da yol açabileceği göz önüne alınmalı; gerek genç nesil gerek değişen dünya koşulları mevcut deneyimler ile birlikte değerlendirilerek gerekli adımlar atılmalıdır.

