Yüklenicilerin Eski Ve Yeni Türk Borçlar Kanunlarından Ve 4734 Ve 4735 Sayılı Kanunlardan Doğan Sorumluluğu 27 Temmuz 2015
Türk Borçlar Kanununda yapılan son değişikliklerden ötürü, inşaat sözleşmesinin tarafları olan işveren ile altyüklenici arasında, söz konusu sözleşme kapsamında yaptığı işler hususunda altyüklenicinin sorumluluklarının hangi kanundaki sürelere tabi olduğu hususunda bir belirsizlik bulunmaktadır. Bu nedenle, bu makalemizde, Yeni Borçlar Kanunu ile 1 Temmuz 2012 tarihinde mülga olan Eski Borçlar Kanunundaki sorumluluk düzenlemelerine göre, akılda oluşabilecek sorulara cevap vermeyi amaçlamaktayız.
Öncelikle, yeni kanun 1 Temmuz 2012 tarihi itibariyle eski kanunun yerini aldığı için, 818 Sayılı mülga Borçlar Kanunu bu tarihten itibaren yürürlükte değildir. Yargıtay kararları 6098 sayılı Kanunda (“Türk Borçlar Kanunu”) yer alan yeni düzenlemelere göre henüz yeniden şekillenmediği ve Yargıtay hakimlerinin mevcut tutumu yüksek olasılıkla yeni maddeleri uygulamak yönünde olacağı için, aşağıda yer alan açıklamalarımız yalnızca yeni kanunun düzenlemelerini içerecek şekilde değil, önceki düzenlemeleri de kapsayacak şekilde yapılmıştır.
A) İnşaat Sözleşmelerinden Doğan Ayıplar
İnşaat sözleşmeleri Türk Borçlar Kanununda bağımsız yüklenici sözleşmeleri olarak kabul edilmektedir ve buna göre bu tür sözleşmeler söz konusu Kanunun 470 ila 486. maddelerinde yer alan düzenlemelere tabidir.
Türk Borçlar Kanunu, “açık ayıp” ve “gizli ayıp” olmak üzere iki farklı ayıp çeşidi öngörmektedir. Söz konusu Kanunun 477. maddesine göre “açık ayıp”, usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilebilecek ve eserin kabul edilememesine sebep olacak ayıplardır. Normal bir gözden geçirme sırasında belirlenemeyen ancak eserin kabulünden belirli bir süre sonra fark edilen ayıplar ise “gizli ayıp” olarak kabul edilir meğerki yüklenici kasıtlı olarak söz konusu ayıpları gizlemiş veya bir şekilde ayıplı eseri ayıpsız göstermek konusunda idareyi yanıltmış olsun.
B) Yüklenicinin Ayıplı İşlerden Dolayı Sorumluluğu
Yukarıda açık ayıplara ilişkin yapılan açıklamalar ışığında şu söylenebilir ki, açık ayıplar iş sahibi tarafından eserin kabulü esnasında belirlenmeli ve yükleniciye buna ilişkin bildirimde bulunulmalıdır. Eserin, açık ayıbın varlığına rağmen iş sahibi tarafından kabul edilmesi halinde, iş sahibi eserin ayıplı olduğunu ve dolayısıyla yüklenici tarafından bunun giderilmesi gerektiğini ileri sürerse, iş sahibi söz konusu ayıpların gizli ayıp olduğunu ispat etmekle yükümlüdür.
818 Sayılı mülga Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin 126. ve 363. maddeleri uyarınca, yüklenicinin inşaat sözleşmelerinden kaynaklanan sorumluluğu eserin teslim tarihinden itibaren 5 yıldır. Ancak, yüklenicinin eseri uygun ve sözleşme kapsamına göre tamamlayamaması kendi kastından veya ağır kusurundan kaynaklanıyorsa, söz konusu sorumluluk süresi 10 yıla uzar. Bu noktada şuna dikkat edilmelidir ki, Yargıtay kararları uyarınca, hileli malzemelerin veya işlerin yüklenici tarafından kullanılması yüklenicinin ağır kusuru olarak kabul edilir ve buna göre 818 Sayılı mülga Borçlar Kanununa göre 10 yıllık sorumluluk süresi söz konusu olur.
Gözden geçirme ve bildirim süresinin başlangıç tarihi, tamamlanmış eserin teslim tarihi, bir başka deyişle iş sahibinin geçici kabul tarihidir.
Önceki kanunun, inşaat sözleşmeleri bağlamında iki farklı zamanaşımı süresi öngörmesine rağmen, yeni Kanun üç tip zamanaşımı süresi öngörmüş ve 10 yıllık süreyi 20 yıla genişletmiştir. Türk Borçlar Kanununun 478. maddesinde, Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davaların, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde 2 yılın; taşınmaz yapılarda ise 5 yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın 20 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı hüküm altına alınmıştır. Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki; neredeyse bütün gizli ayıp davalarında hileli malzemelerin veya işlerin yüklenici tarafından kullanılması Türk içtihatlarına göre yüklenicinin ağır kusuru olarak kabul edildiği için; Türk Kamu İhale Kanunu kapsamında yapılmamış özel hukuk sözleşmelerinde yüklenicilerin söz konusu eserin tesliminden itibaren 20 yıllık sorumlulukları söz konusu olmaktadır.
C) Sorumluluğun Sınırlandırılması
Türk kanunları uyarınca, sözleşmeye, yüklenicinin bazı sorumluluklarının sınırlandırılmasına veya kapsam dışında bırakılmasına ilişkin hüküm koymak mümkündür. Ancak, Türk Borçlar Kanununun aşağıda yer alan 115. maddesindeki düzenlemeye göre bu kapsam dışında bırakma ve/veya sınırlandırma yüklenicinin ağır kusurunun söz konusu olduğu durumlarında uygulanamaz;
“Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.”
Bahsi geçen 115. maddedeki açık hükme göre, taraflar sözleşmeye yüklenicinin belirli bir miktarla sorumluluğunun sınırlandırılmasına ilişkin hüküm koysalar bile, söz konusu sınırlandırma yüklenicinin ağır kusurunun bulunduğu hallerde geçerli olmayacaktır.
Yukarıdaki açıklamalara göre, 115. madde hükmünün yüklenicinin ağır kusurundan kaynaklanan bütün sorumluluk hallerine uygulanacağı ve diğer tarafın böyle bir durumda maruz kaldığı kayıpların ve zararların yüklenici tarafından karşılanmak zorunda olduğu söylenebilir.
II) 4734 VE 4735 SAYILI KANUNLAR KAPSAMINDAKİ SÖZLEŞMELER
A) YÜKLENİCİNİN AYIPLI İŞTEN DOLAYI SORUMLULUĞU
4735 sayılı Kanunun 30. Maddesi uyarınca, ”Yapım işlerinde yüklenici ve alt yükleniciler,
a) yapının fen ve sanat kurallarına uygun olarak yapılmaması,
b) hileli malzeme kullanılması
c) ve benzeri nedenlerle
ortaya çıkan zarar ve ziyandan, yapının tamamı için işe başlama tarihinden itibaren kesin kabul tarihine kadar sorumlu olacağı gibi, kesin kabul onay tarihinden itibaren de 15 yıl süreyle müteselsilen sorumludur. Bu zarar ve ziyan genel hükümlere göre yüklenici ve alt yüklenicilere ikmal ve tazmin ettirilir.”
30. maddedeki düzenlemenin sonuçlarını uygun şekilde analiz edebilmek için öncelikle, 30. maddedeki düzenlemelerin ne tür sorumluluklara atıf yaptığının anlaşılması önemlidir. Söz konusu hükmün olağan gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek ancak kesin kabulden belirli bir sonra fark edilebilecek gizli ayıpları kastettiği kanısındayız.
Yukarıda bahsedilen 30. madde, yüklenicinin 818 Sayılı mülga Borçlar Kanununda öngörülmüş olan gizli ayıplardan dolayı 10 yıllık sorumluluk süresini uzatmasına rağmen, Türk Borçlar Kanununda öngörülmüş olan 20 yıllık zamanaşımı süresi göz önüne alındığında, 4735 sayılı Kanunla getirilen söz konusu 15 yıl, zamanaşımı süresinin genişletilmesi olarak algılanmamalı, bunun tersine yüklenicinin sorumluluklarının sınırlandırılması olarak anlaşılmalıdır.
B) Sınırlandırma Maddesi
4735 sayılı Kanun kapsamındaki sözleşmeler aynı kanunda öngörülmüş olan standart şekle tabi olduğu için, ilgili Kanun hükümleri dahilindeki talimatlar uyarınca idare tarafından hazırlanmış olan bu standart sözleşmelerde değişiklik yapılamaz. Bu nedenle, yükleniciler açısından bu sözleşmelere sınırlandırma maddesi konulması mümkün değildir.
III) SONUÇ:
Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, farklı kanunlar gizli ayıptan doğan sorumluluk için farklı süreler öngörmektedir ve yüklenicinin söz konusu sorumluluğu ağır kusurundan veya kastından kaynaklanıyorsa Türk Borçlar Kanununun 115. Maddesine göre bu sorumluluk sözleşmeye konacak bir hüküm ile sınırlandırılamayacaktır.
Gizli ayıpların fark edilmesi durumlarında, yüklenici tarafından karşılanması gereken zararların mahiyeti ve sınırlandırılması söz konusu olduğunda, söz konusu sözleşmenin Türk Borçlar Kanununun mu yoksa 4734 ve 4735 sayılı Kanunlarının kapsamında olduğu, bu zararların yalnızca doğrudan değil aynı zamanda verim kaybı, karar kaybı gibi dolaylı zararlar olup olmadığı dikkate alınmalıdır; çünkü kanun koyucu zararlar ve talep edilebilecek kayıplar bakımından herhangi bir sınıflandırma yapmamıştır.
For English Version

