Hakem Kararlarının Milliyeti 26 Ağustos 2019

Yabancılık unsuru taşıyan hakem kararlarının Türkiye’de sonuç doğurabilmesi için, hakem kararının icra edilebilirlik vasfının bulunup bulunmamasına göre söz konusu hakem kararının tanınması veya tenfiz edilmesi için ayrı birer dava açılması gerekmektedir. Bununla beraber, yabancılık unsuru taşımayan hakem kararlarının Türkiye’de sonuç doğurması için Türk mahkemelerinden herhangi bir icra edilebilirlik belgesi alınması gerekmemektedir. Diğer bir ifade ile yerli hakem kararları Türkiye’de verildikleri anda icra edilebilir hale gelmektedir. Bu ayrım nedeniyle, hangi hakem kararlarının yabancılık unsuru taşıyıp taşımadığının tespiti önem taşımaktadır.

Hangi hakem kararlarının yabancı hakem kararı sayılacağı hususu mevzuatımızda açıkça düzenlenmemiş olup, uygulamada hakemlerin milliyeti, tarafların vatandaşlığı, hakem kararlarının verildiği yer gibi çeşitli kriterler göz önüne alınarak hakem kararlarının yabancı hakem kararı sayılıp sayılmadığına karar verilmiştir.

New York Konvasyonu’nun 1. maddesinde konvasyonun uygulama alanı “tenfiz ülkesinden başka bir taraf ülkede verilen hakem kararları ile, tenfiz ülkesinde verilmek ile birlikte bu ülke kurallarına göre yerli ve milli sayılmayan kararlara uygulanır.”  denilmek suretiyle belirtilmiştir.  Yargıtay ise hakem kararlarının milliyetini belirlerken, tahkim usulüne uygulanan hukuk kriterini esas almıştır. Yani Türk Usul Hukuku’na tabi olarak verilen hakem kararları “yerli” olarak kabul edilmekte ve tenfizi gerekmezken, yabancı bir usul hukukuna tabi olarak verilen kararlar “yabancı” hakem kararları olarak kabul edilmekte ve tenfizi gerekmektedir.

Bu noktada Yargıtay’ın uygulanan usul hukukunun tespitinde kullandığı kriter önem kazanmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre yabancı ülkelerdeki kurulu mesleki- kurumsal tahkim merkezlerinin ( GAFTA, FOSFA, ICAC v.b.) verdiği tahkim kararları yabancı sayılmaktadır çünkü bu tahkim mahkemeleri yabancı bir usul hukukuna göre kurulmuşlardır ve bu usul hukukunun otoritesi altında karar almaktadırlar. Diğer yandan herhangi bir devletin otoritesine dayanmadan kurulan MTO gibi kuruluşların verdiği hakem kararlarının milliyeti tek başına MTO Tahkim Yönetmeliği’ne bakılarak belirlenemez. Hakem kararlarının milliyeti, bu yönetmeliğin yanında tarafların seçmiş olduğu uyuşmazlığa uygulanacak usul hukukuna, böyle bir usul hukuku seçilmemiş ise tahkim yeri usul hukuku da dikkate alınarak belirlenecektir.  Dolayısıyla Yargıtay’a göre Türkiye’de MTO tahkim kurallarına tabi olarak verilen bir hakem kararları yabancı sayılmadığı için New York Konvansiyonu’na göre tenfizi istenmez.

Gerek Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarda gerek ise MÖHUK m.45/2 ‘de taraflar tahkim usulüne uygulanacak usulü belirlemede yetkili sayılmışlardır. Bu nedenle tarafların serbest iradeleri ile MTO  tahkim kurallarının uygulanması hususunda anlaştıkları bir uyuşmazlığı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (“HMK”) tabi kılmaya imkan bulunmamaktadır. Zira bu kurallar herhangi bir devletin yasalarından bağımsız olarak tahkim prosedürünü çok ayrıntılı bir şekilde düzenlemektedirler. Ek olarak, günümüz koşullarında, farklı devletlerin tabiiyetinde bulunan taraflar arasında hukuki ilişkilerin artması sonucunda taraflar, bu hukuki ilişkilerden doğan uyuşmazlıklara hiç tanımadıkları yabancı bir devletin hukuk kuralların uygulanmasını engellemek için tahkim yolunu seçmektedir. Hal böyle iken Yargıtay’ın irade serbestisinin hakim olduğu özel hukuk ilişkilerini, tarafların kendi iradeleri ile belirlediği tahkim kuralları yerine, HMK kurallarına tabi kılmasının New York Konvansiyonu’nun amacı ve günümüz koşulları ile örtüşmediği açıktır.