Tahkim Şartı Bulunan Sözleşmelerden Doğan Alacakların İcra Yoluyla Takibi Yapılabilir mi? 5 Eylül 2019
Uluslararası ticaretin gelişimi ile birlikte, ticari ilişkinin tarafları arasında doğan ilişkiler çeşitlenmiş, karmaşıklaşmış ve tarafların tabiiyetleri de birbirinden farklı olmaya başlamıştır. Hal böyle iken taraflar aralarındaki sözleşme ilişkisinden doğan çeşitli ve karmaşık uyuşmazlıkların alanından uzman kişiler tarafından çözümlenmesi ve farklı milliyetlere tabi olan tarafların hiç tanımadıkları bir hukuk düzeniyle karşılaşmasının önüne geçmek için sözleşmelere tahkim şartı koyma yoluna gitmişler. Geçerli bir tahkim şartına rağmen, bu sözleşmeden doğam alacakların ilamsız icra yoluyla tahsil edilip edilemeyeceği konusunda ise Türk Hukuku’nda açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Nitekim Yargıtay içtihatlarında da bu konu da bir görüş birliği bulunmamaktadır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 3.11.1978 tarihli 1978/4625 E. numaralı kararında “her iki tarafında tahkim itirazından vazgeçmedikçe icra takibi yapılamayacağına, yapılan icra takibinin de haksızlığına hükmedilmesi gerektiğine” karar verirken; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 27.2.1990 tarihli 1990/8745 E. kararında geçerli bir tahkim şartının bulunmasının, icra takibinde bulunmaya engel teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir.
Doktrinde ise farklı görüşler bulunmaktadır, bazı yazarlar tahkim şartının mahkemeye dava açılmasını önlediğini dolayısıyla ilamsız icra takibi dava olmadığından, tahkim şartının ilamsız icra takibi açmaya engel olmayacağını savunurken, bir kısım yazarlar ise tahkim yargılamasının, taraflar arasında doğacak uyuşmazlık üzerinde devlet yargısını saf dışı bırakması nedeniyle çoğunlukla para alacaklarını konu eden ve yargılama konusu yapan ilamsız icra takiplerinin de tahkim şartı nedeniyle başlatılamayacağını söylemişlerdir. Çoğunlukla savunulan görüş ise tahkim şartına rağmen icra takibi yapılabileceği, fakat borçlunun itirazıyla takip durursa itirazın iptali davasının tahkimde görülmesi gerektiğidir.
Hal bu olmak ile birlikte, İcra İflas Kanunu’nda taraflara genel haciz yoluyla takip yapmak konusunda genel bir hak vermiştir ve bu hakkın kullanılmasında tahkim şartına ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu nedenle, mümkün olduğunca tahkim yoluyla, genel haciz yolunu bir arada kullanılmalıdır. Fakat bu iki hukuki yolun birbirine tercih edilmesi söz konusu olduğunda, hukukumuzda özel hukuk ilişkilerinde hakim olan “irade serbestisi” dikkate alınarak, tarafların en başta kendi iradeleri ile belirledikleri tahkim sözleşmesine öncelik tanınmalıdır.
Sonuç olarak; borçlunun karşı çıkmadığı hallerde genel haciz yoluyla takip yapılabilmeli; fakat borçlu icra takibine itiraz ederse, itirazın iptali davası mutlaka tahkimde görülmelidir. Aksi yönde bir düşünce, tahkim anlaşması yapma amacını ve bu anlaşmanın etkisini tamamen geçersiz kılacağı unutulmamalıdır.
For English Version:

