Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Şirketin Kamu Borçlarından Dolayı Sorumluluğu 14 Temmuz 2015
Anonim şirketlerde şirketten tahsil edilemeyen kamu borcunun ilgili mevzuat hükümleri gereğince şirketin Kanuni temsilcilerinden tahsili gündeme gelebileceğinden böyle bir sorumluluğun kapsamının tespiti önem arz etmektedir. Aşağıda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) uyarınca atanan anonim şirket kanuni temsilcilerinin şirketin kamu borçlarından dolayı sorumluluğu genel hatlarıyla incelenmiş bulunmaktadır:
1. Anonim Şirketlerde Kanuni Temsilci
TTK, ilgili hükümleri uyarınca anonim şirketlerde yönetim kurulu, irade ve temsil organı olarak şirketi dış ilişkide temsil ve iç ilişkide yönetim yetkisine sahip olup, şirketin kanuni temsilcisi sıfatıyla hareket etmektedir. Bu itibarla, bir anonim şirketin borçlarının ifası ile yükümlülüklerinin yerine getirilmesinden sorumlu olan kural olarak yönetim kurulu üyeleridir.
Nitekim, anonim şirketlerde şirketin kamu borçları ile ilgili olarak Tahsilat Genel Tebliği (Seri: A, Sıra No:1) uyarınca, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un (“Kanun”) mükerrer 35 inci maddesi uygulamasında kanuni temsilci, şirket esas sözleşmesi ile atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş yönetim kurulu üyeleri veya yönetim kurulu üyelerinden en az birinin bulunması koşuluyla yönetim kurulu tarafından müdür olarak atanmış üçüncü kişilerdir.
2. Ödenmeyen Kamu Borcundan Doğan Sorumluluk
Kanun kapsamına giren kamu borçlarından dolayı kanuni temsilcilerin sorumluluğu mükerrer madde 35’te ele alınmıştır. Buna göre, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacakları, kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarından Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Görüleceği üzere, bir anonim şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarının tamamı için kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarına başvurmak suretiyle takip yapmak mümkün olabilecektir. Bu itibarla, bir anonim şirketin kanuni temsilcilerinin Kanun kapsamına giren kamu borçlarından dolayı sorumluluğu feri niteliktedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Kanun’un mükerrer 35. Maddesi uyarınca kanuni temsilcilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için kamu alacağının şirketten tahsil imkansızlığının gerçekleşmiş olması mutlak bir şart olmayıp, alacağın tahsil kabiliyetinin olmadığının “anlaşılması” yeterli olacaktır.
3. Ödenmeyen Vergi Borcundan Doğan Sorumluluk
213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (“VUK”) 10. Maddesine göre tüzel kişilerin vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilir. Yine aynı madde uyarınca, söz konusu ödevlerin yerine getirilmemesi nedeniyle mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır.
Söz konusu hükümlerden anlaşılacağı üzere, bir anonim şirketin ödenmeyen vergi borcundan dolayı sorumluluğu asli olup, vergi borcu için anonim şirket takip edilmeden kanuni temsilcilerin sorumluluğuna gidilemeyecektir. Başka ifadeyle, VUK madde 10 gereğince vergi borcundan dolayı anonim şirketin kanuni temsilcisinin sorumluluğuna gidilebilmesi için şirket aleyhine takibin yapılmış ve takip neticesinde vergi alacağının tahsilinin imkansız hale gelmiş olması zorunludur. Bu itibarla, bir anonim şirket kanuni temsilcisinin şirketin ödenmeyen vergi borcundan dolayı sorumluluğu feri niteliktedir. Ayrıca, Kanun’un mükerrer 35. Maddesinde belirtildiği gibi anonim şirketin vergi borcundan dolayı yönetim kurulunun sorumluluğuna gidilebilmesi için alacağın tahsil kabiliyetinin olmadığının önceden tespiti yeterli olmayıp, şirket aleyhine takibin mutlak surette yapılmış olması gerekmektedir.
4. Ödenmeyen SGK Borcundan Dolayı Sorumluluk
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (“5510 sayılı Kanun”) 88. Maddesine göre, sigorta primleri ve SGK’nın diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bahsi geçen kanunda belirtilen süreler içerisinde ifa edilmezse, tüzel kişiliği haiz işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri SGK’ya karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır. Bahsi geçen madde hükmü gereğince, anonim şirketlerde haklı bir sebep olmaksızın vadesinde ödenmeyen SGK borçlarından dolayı yönetim kurulu üyeleri feri olarak değil, işveren şirket ile birlikte asli olarak sorumludurlar.
Görüleceği üzere SGK, söz konusu alacakları için ilk olarak anonim şirket aleyhine takip yapmak zorunda olmayıp, doğrudan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna da gidebilecektir. Bu nedenle, SGK alacaklarının takibi için, Kanun mükerrer madde 35’te öngörüldüğü gibi asıl prim borçlusu olan şirket hakkında öncelikle bir takibin yapılması ve kamu alacağının kısmen veya tamamen anonim mal varlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması bir koşul olarak aranmamaktadır.
5. Tüzel Kişi Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu
Bilindiği üzere, TTK ile gelen yeniliklerden biri de tüzel kişilerin yönetim kurulu üyeliğine seçilebilmeleridir (madde 359). Böyle bir atama durumunda, tüzel kişi yönetim kurulu üyesi kendisi adına hareket etmek üzere gerçek bir kişi belirlemelidir. Bir tüzel kişi yönetim kurulu üyesi, atayacağı gerçek kişi aracılığıyla üyeliği dolayısıyla üstlendiği yükümlülüklerini ifa edebileceğinden, şirketin kamu borçlarının ödenmemesi halinde tüzel kişinin mi yoksa söz konusu gerçek kişinin mi sorumluluğuna gidilebileceği de irdelenmelidir. Bu konuya ilişkin olarak Kanun, VUK ve 5510 sayılı Kanun’da herhangi bir hüküm yer almamaktadır.
TTK madde 359/2’nin gerekçesine baktığımızda ise, tüzel kişilerin yönetim kurulu üyesi olarak seçilebilmelerinin yolu açılarak amaçlananın;
- Tüzel kişi yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulabilmelerinin sağlanması;
- Tüzel kişinin, temsilcisinin arkasına gizlenmesinin engellenmesi;
- Temsilci ile tüzel kişi arasındaki bağın devamı sağlanarak temsilcinin eylem ve kararlarından tüzel kişi üyenin sorumluluğunun devam etmesi
olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, bahsi geçen madde gerekçesinden hareketle TTK, tüzel kişi üye adına hareket eden gerçek kişinin sorumlu tutulmasını değil, esasen tüzel kişi üyenin kendisinin sorumluluğuna gidilmesini öngörmektedir. Nitekim, yönetim kurulu üyesi tüzel kişi, kendisi adına hareket eden gerçek kişinin bu sıfatla icra ettiği işlem ve eylemlerden ötürü şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı TTK 553 vd. hükümlerine göre sorumludur. Bu itibarla, şirketin ödenmeyen kamu borçlarından dolayı yönetim kurulu üyesi tüzel kişinin sorumluluğu söz konusu olabilecek olup, tüzel kişinin onun adına hareket eden gerçek kişiye rücu hakkını kullanabilmesi ise aralarındaki iç ilişkiye göre mümkün olabilecektir.[1] Hal bu olmakla birlikte, konuya ilişkin henüz bir içtihat bulunmadığından kesin bir değerlendirme yapmak da mümkün olamamaktadır.
6. Kanuni Temsilcilerin Kusur Sorumluluğu
Kanun’un mükerrer 35. Maddesi, kamu borcunun ödenmemesinden dolayı kanuni temsilcinin sorumluluğu için kusur şartı öngörmemiştir. Yani, kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için kendilerine yüklenen bu görevi gereği gibi yerine getirip getirmediklerine bakmaksızın kanuni temsilcilik sıfatının taşıyor olmaları yeterli kabul edilmiştir. Bu nedenle, Kanun kapsamında yönetim kurulu üyelerinin şirketin ödenmeyen kamu borçları açından kusursuz sorumlu oldukları kabul edildiğinden sorumluluklarına gidilebilmesi için söz konusu alacağın şirketin mal varlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış bulunması yeterli olacaktır.
Diğer taraftan 5510 sayılı Kanun ile VUK ise, ödenmeyen sigorta prim borçları ile vergi borçları açısından Kanuni temsilcilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için kusur şartı getirmiştir. VUK’nın 10. Maddesindeki “…. bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden .. .” şeklindeki ifadeden de açıkça anlaşılacağı üzere kanuni temsilcilerin sorumluluklarına söz konusu kanun kapsamında ancak kusurlu olmaları halinde gidilebilecektir. Benzer bir şekilde, 5510 sayılı Kanun’un 88. Maddesinin 20. Fıkrasında yer alan “haklı bir sebep olmaksızın” ibaresinden hareketle üst düzey yönetici veya yetkililer ile kanuni temsilcilerin prim borçlarından dolayı sorumlu tutulabilmeleri için kusur şartı arandığı sonucuna ulaşılabilecektir.
Kanun’un mükerrer 35. Maddesinin 5766 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle getirilen beşinci fıkrası“Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda Kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur” hükmünü ve altıncı fıkra ise “Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz”hükmünü içermekteydi.
Daha önceden de ifa edildiği üzere, VUK kapsamında doğan vergi borçları açısından kanuni temsilcilerin takibi için kusur bir şart olarak aranırken, Kanun kapsamındaki kamu borçları için kanuni temsilcilerin takibinde kusursuz sorumluluk ilkesi benimsenmiştir. Yukarıda belirtilmiş olan Kanun’un mükerrer 35. Maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları ise VUK’nın öngörmüş olduğu kusur şartı ile bağdaşmamaktadır. Zira, mükerrer 35. Maddenin beşinci fıkrası uyarınca kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihlerde Kanuni temsilci sıfatına haiz kişilerin farklı kişiler olması halinde vergi borcunun ödenmemesinde herhangi bir kusuru olmayan Kanuni temsilcinin de sorumluluğu gündeme gelmesi söz konusu olmaktadır ki; bu durum VUK’nın öngördüğü kusurlu sorumluluk prensibi ile bağdaşmamaktadır.
Genel olarak yukarıda ifade ettiğimiz açıklamalar çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, her iki kanunun aynı maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle iki ayrı düzenlemeden hangisinin esas alınacağı konusunda belirsizlik oluştuğundan ve her türlü yükümlülüğünü yerine getirdiği halde sırf bu sıfatı taşıması nedeniyle Kanuni temsilcinin sorumlu tutulmasının hukuk güvenliği ile bağdaşmayacağı gerekçesiyle Kanun’un mükerrer 35. Maddesi’nin beşinci ve altıncı fıkralarını iptal etmiştir (E.2014/144 – K.2015/29 sayılı ve 19.03.2015 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı).
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu iptal kararı uyarınca, bir anonim şirketinin yönetim kurulu üyesi, şirketin kamu borçları ile ilgili olarak görev ve yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirdiği takdirde, görevde olmadığı bir dönemde ödenmeyen kamu borçlarından dolayı sorumluluğunun doğmayacağı düşünülmektedir.
For English Version

