İtirazın İptali Davası Tahkimde Görülebilir Mi? 2 Eylül 2019

İtirazın iptali davası, icra iflas hukukunda, ilamsız icraya özel bir dava türü olarak tanımlanmıştır. Bu husus, İcra İflas Kanunu m.67’de “takibine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde, alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir” şeklinde ifade edilmiştir. İtirazın iptali davası, borçlunun itirazı ile duran icra takibine devam etmeyi sağlamayı amaçlayan bir davadır. Bu noktada, itirazın iptali davasının hukuki niteliğinin ne olduğu konusu uygulamaya yönelik önemli sonuçlar yaratan bazı tereddütlere yol açmış ve Yargıtay kararlarında farklı görüşlere neden olmuştur. Nitekim itirazın iptali davasının niteliği konusunda, ne Yargıtay kararlarında ne de öğretide görüş birliği vardır.

Alacaklı ile borçlu arasındaki tahkim anlaşmasının genel haciz yoluyla takip üzerinde etkilerine ilişkin açık bir düzenleme, konuya ilişkin İcra İflas Kanunu (“İİK”), Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (“HUMK”), Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) ve Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda (“MTK”) yer almamaktadır.

Tahkim anlaşması, tarafların aralarındaki uyuşmazlığın hakemler eliyle görülmesini sağlayan bir hukuki yoldur. Geçerli bir tahkim anlaşmasının varlığı halinde taraflar, aralarında çıkan uyuşmazlığın çözümü için mahkemelere değil; kararlaştırmış oldukları hakeme başvurarak dava açarlar. Dolayısıyla yargılama hakemler eliyle yürütülür ve karara bağlanır. Nihai hakem kararı(ilamı) kanunlarda belirtilen usul ve şartların gerçekleşmesi halinde ilamlı icraya konur. (İİK m.24 vd.)

Öğretide bazı görüşlere göre, tahkim anlaşması ile taraflar aralarındaki uyuşmazlığın çözümünü (devlet yargısı dışında tutarak) hakemlere bıraktıkları için, ilamsız icra takibi yapılamaz[1]; diğer bazı görüşlere göre ise, icra takibi bir dava olmadığından tahkim anlaşmasına rağmen tarafların ilamsız icra takibi yapmaları mümkündür[2]. Ancak unutulmamalıdır ki, tahkim anlaşması yapan taraflar, aralarındaki uyuşmazlığın çözümünü “devlet yargısı” dışında özel hakemler eliyle çözümlenmesinde mutabık kalmışlardır. Devlet yargısı ile anlaşılması gereken ise, yalnızca devlet mahkemeleri değil, genel olarak o devletin adalet teşkilatıdır. İcra daireleri de şüphesiz devletin adalet teşkilatı içerisinde yer aldığına göre, hakemde dava açılmayarak doğrudan icra takibine izin verilmesi hakem anlaşmasına ters düşer niteliktedir.

Bu hususta Yargıtay kararları daireden daireye farklılık gösteriyor olsa da tahkim anlaşmasının varlığına rağmen icra takibi yapılamayacağına ilişkin kararlarından birinde şu ifadeler yer almaktadır:

“Davacının davalının kompresörünü kiralamasına ilişkin sözleşmede uyuşmazlık halinde hakeme gidileceği kararlaştırılmıştır. Tarafların ihtarnamelerinden aralarında uyuşmazlık çıktığı anlaşılmaktadır. Davacı, hakem koşulundan tek taraflı vazgeçerek icra takibine geçemez. Bu nedenle davacının borçsuzluğunu değil; hakem yargısı yoluyla borçlu olduğunun saptanmamış bulunması nedeni ile icra takibinin haksızlığına karar verilmesi gerekir. Davalı, hakeme başvurarak davacının kendisine borçlu olduğunu belirlediği takdirde hakkında kovuşturmaya geçebilir. Mahkeme kararının gerekçesinden de bu yolda karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkeme kararının onanmasına karar verildi”[3]. Zira hakemler, tahkim yargılaması sonucu nihai bir karar verir ve bu karar tüm icra organlarını (mahkeme ve icra daireleri gibi) bağlar. İtirazın iptali davası da genel hükümlere görülen ve uyuşmazlığı nihai olarak çözen bir dava olduğuna göre, bu davanın hakemde görülebilmesi oldukça normaldir.

Sonuç itibariyle, öğretideki ve yargı kararlarındaki mevcut çelişkinin giderilmesi ve konunun açıklığa kavuşturulması amacı ile Prof. Dr. Ejder Yılmaz’ın önerisi bu belirsizliğin giderilmesini sağlayacaktır. Bu halde, tüm bu çelişkilerin Yargıtay’ca içtihadı birleştirme kararı ile çözülememesi halinde, olması gereken hukuk bakımından, iç tahkimde HMK m.407’de ve milletlerarası tahkimde MTK m.1’de “Tahkim anlaşması bulunan hallerde, hakemde dava açılmadan doğrudan ilamsız icra yoluna başvurulamaz” şeklinde kanun değişikliği yapılması ile ortadan kalkması mümkün gözükmektedir[4].



[1] İsviçre uygulamasında tahkim anlaşmasına rağmen icra takibi yapılabileceği hakkındaki bazı kararlar için bkz. Kuru, Usul, s.5981, dipnot 91.

[2] Deynekli/Kısa, s. 272 vd; Kemal Dayınlarlı, HUMK’da Düzenlenen İhtiyari İç Tahkim, Ankara 2004, s.66.

[3] 13. HD 03.11.1978, 4625/4623

[4] Yilmaz, Ejder. Tahkimde İtirazın İptali Davası ve Tahkime Elverişlilik Kuralı makalesi.