FİKRİ VE SINAİ HAKLAR KAPSAMINDA KÖTÜNİYETLİ TESCİL VE YAPTIRIMLARI 13 Ekim 2020
- MARKA NEDİR?
Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan işaretler olarak tanımlanmaktadır. Marka hakkı ve bu hakkın korunması Sınai Mülkiyet Kanunu (“Kanun”) kapsamında düzenlenmektedir. Marka olabilecek işaretler Kanun’un 4.maddesinde belirtilmektedir. Buna göre; marka, kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir. Ancak Kanun’a göre, markanın bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlama ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olma şartlarını taşıması gerekmektedir.
- TESCİL İLE MARKANIN KORUNMASI
Bir markanın korunabilmesi için tescil edilmesi gerektiği Kanun’un 7.maddesinde öngörülmektedir. Bu bakımdan markaların korunması tescile dayalıdır ve marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Tescil başvuruları, Türk Patent ve Marka Kurumu’na (“Kurum”) yapılır. Kurum tarafından öncelikle başvurunun şekli incelemesi yapılır. Şekli inceleme kapsamında başvurunun; Kanun’la sağlanan korumadan yararlanabilecek kişiler tarafından yapılıp yapılmadığı ve Kanun’da öngörülen başvuru şartlarını sağlayıp sağlamadığı incelenir. Şekil açısından eksiklik bulunmaması halinde, Kurum tarafından Kanun’un 5.maddesinde düzenlenen mutlak ret nedenlerinin mevcut olup olmadığı re’ sen dikkate alınır.
Bunun yanı sıra markanın tescil edilebilmesi için Kanun’un 6.maddesinde öngörülen nispi ret nedenlerinin de var olmaması gerekmektedir. Ancak nispi ret nedenleri ilgili kişilerin itirazı üzerine incelenir. Dolayısıyla Kurum’un nispi ret sebeplerini kendiliğinden inceleme yetkisi bulunmamaktadır.
Kurum tarafından şekli hususlar ve mutlak ret nedenleri açısından yapılan inceleme sonucunda başvuru reddedilmezse Marka Bülteni’nde yayımlanır. Özellikle nispi ret açısından yapılacak itirazların marka başvurusunun bu yayımından itibaren iki ay içinde yazılı ve gerekçeli olarak Kurum’a yapılması gerekmektedir.
- KÖTÜNİYETLİ TESCİL VE UYGULANACAK YAPTIRIMLAR
Yargıtay uygulamasında ve marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre; tescil nedeniyle sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötüniyetli tescil olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla kötüniyetli marka tescili, markayı tescil ettirirken dürüstlük kuralına aykırı davranmak biçiminde ifade edilmektedir. Böylelikle, başkasının tescilsiz olarak kullandığı bilinen işareti marka olarak tescil ettirmek veya bir kimsenin tescil engellerini bilmesine rağmen bir markayı tescil ettirmek gibi durumlar kötüniyetli tescil olarak kabul görmektedir.
Markaların korunması konusunda bahsi geçen Kanun’dan önce 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (“KHK”) yürürlükteydi. Bu KHK bakımından kötüniyet bir itiraz sebebi olarak düzenlenmiş olmasına rağmen kötüniyetli tescil ayrı bir hükümsüzlük sebebi olarak sayılmamaktaydı. Ancak doktrinde kötüniyetli tescil bir hükümsüzlük nedeni olarak kabul edilmekteydi. Yargı uygulamasında da başta kötüniyetli tescil hükümsüzlük sebebi olarak görülmezken Yargıtay’ın 2008 tarihli bir kararından sonra bu husus hükümsüzlük nedeni olarak kabul edilmişti. Bu karara göre:
“KHK’nın 42. maddesinde özel olarak düzenlenen sınırlı sayıdaki hükümsüzlük nedenleri içerisinde yer almayan “marka tescilinin kötü niyetle yapıldığı iddiasına dayalı hükümsüzlük isteminin” KHK’ nın sistematik ve ilkeleri ile genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) 2. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. TMK’nın 2. maddesine göre, “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.”… Bu husus KHK’ nın 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki TMK’ nın 2. maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK’ nın ruhuna da uygundur.”[1]
Bu açıdan kötüniyetli tescilin hükümsüzlüğüne KHK’ da açıkça yer verilmemiş olmasına rağmen kötüniyetli tescilin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmesi nedeniyle hükümsüzlüğüne karar verilmekteydi. KHK’yı yürürlükten kaldıran Kanun’da ise kötüniyetli tescil konusu tereddüte yer bırakmayacak şekilde hem nispi ret nedenleri arasında hem de hükümsüzlük nedenleri arasında sayılmıştır.
Kötüniyetli tescil başvurusunun Kanun’un 6.maddesinde düzenlenen nispi ret nedenleri arasında sayılmasının sonucunda, kötüniyetle yapılan başvuruya ilgililer itiraz ederse tescil başvurusu Kurum tarafından reddedilebilecektir. Ayrıca Kanun’da hükümsüzlük nedenleri arasında kötüniyetli tescil açıkça (m.25) yer almaktadır. Zira Kanun’un 25. maddesi uyarınca; yapılan tescile rağmen mutlak ret sebeplerinin veya nispi ret sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği öngörülmektedir. Kanun’a göre markanın hükümsüzlüğü; menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından mahkemeden istenebilecektir. Açılacak davada taraf olarak dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilerin veya hukuki haleflerin gösterileceği belirtilmiştir. Hükümsüzlük kararı marka başvuru tarihinden itibaren etkili olacaktır. Böylece hükümsüzlüğüne karar verilen markaya Kanun’la sağlanan koruma hiç doğmamış sayılmaktadır. Markanın hükümsüzlüğüne ilişkin kesinleşmiş kararlar, herkese karşı hüküm doğuracaktır. Hükümsüzlük kararının kesinleşmesinden mahkeme bu kararı Kurum’a re’sen gönderir ve ardından marka sicilden terkin edilir.
Ek olarak belirtmek gerekir ki, kural olarak marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez (m.25/6). Ancak sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli ise bu hüküm uygulanmaz ve marka sahibinin sessiz kalması sonucunda hak kaybına uğraması söz konusu olmaz.
Sonuç olarak; kötüniyetli tescil başvurusu açısından gerçek hak sahipleri itiraz haklarını kullanarak marka başvurunun yayımlanmasından itibaren iki ay içinde Kurum’dan başvurunun reddini talep edebilirler. Kötüniyete rağmen markanın tescil edilmesi durumunda ise markanın hükümsüzlüğü davası açılarak markanın sicilden terkini sağlanabilir.

