COVİD-19 SALGINI SONRASI KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞINDA TÜRKİYE’NİN YATIRIM POTANSİYELİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER 12 Ağustos 2020
- GİRİŞ
Bilindiği üzere Türkiye’de son yıllarda yaşanan gerek siyasi gerekse toplumsal değişimler ekonomiyi direkt olarak etkilemekte, bu alanlarda yaşanan dalgalanmaların seyri de ekonomide paralel etkiler doğurmaktadır. Söz konusu gelişmelere ve yaşanan değişimlere son birkaç aydır tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını da eklenmiştir.
Covid-19 salgının etkileri yalnızca Türkiye’de değil tüm dünya düzeni üzerinde kalıcı olabilecek etkiler doğururken, yaşanan yeni gelişmeler ile birlikte ülkemizin konumunun dünya ekonomisi çerçevesindeki yerinin tespit edilmesinin, atılacak adımları belirlemek konusunda önemli olduğu kanaatindeyiz. Bu nedenle, gerek yabancı yatırımcılar için fırsat yaratabilecek, gerekse ülkemiz ekonomisi için yarar sağlayabilecek belirli konuları tespit edebilmek için bir değerlendirme yapmayı hedefledik.
- BUGÜNE KADAR TÜRKİYE’DE GERÇEKLEŞEN YABANCI YATIRIMLARA GENEL BAKIŞ
Yakın geçmişte Türkiye’ye yapılan yabancı yatırımların genel çerçevesine ilişkin değerlendirme yaparken, İstanbul Ticaret Odası tarafından hazırlanan “2019 İstanbul’da Yabancı Yatırım ve Sermaye Göstergeleri” raporunun incelenmesi faydalı olacaktır. Söz konusu rapor, yalnızca İstanbul kapsamında gerçekleştirilen yatırımlara ilişin istatistiklere yer vermekte ise de, İstanbul’da yer alan yatırımların Türkiye ekonomisinin büyük bir kısmını oluşturduğu göz önüne alındığında söz konusu rapor, Türkiye’nin genel çerçevesi hakkında bilgi edinmemize de yardımcı olmaktadır. Diğer taraftan, raporun düzenlenmesinde incelenen dönemler henüz Covid-19 salgının etkilerinin görünmediği dönemler olduğundan, ileriki günlerde yapılacak değerlendirmelerin Covid-19 etkisiyle ile birlikte birçok açıdan değişeceği kuşkusuzdur.
Rapora göre, 2019 yılı içerisinde yatırımcı başına düşen sermaye değerinin en çok olduğu sektörler; bilişim, enerji ve hizmet sektörleri olarak görünmektedir. Bu kapsamda özellikle bilişim sektörünün söz konusu yatırım paydasında önemli bir role sahip olduğu göze çarpmaktadır. Zira günümüzde bilişim teknolojisine ilişkin ürünler lüksten ziyade ihtiyaç haline gelmeye başlamış ve ortaya çıkan gelişmeler sonucunda devletlerin ve büyük şirketlerin bu sektöre yaptığı yatırımların ölçeği de büyümüştür. Öyle ki, günümüzde birçok büyük bilişim firmasının kazancı, devlet ekonomileriyle yarışacak hale gelmiştir.
Tüm dünyada gelişen trendlere bakıldığında da dünya genelinde bilişim ve hizmet sektöründeki gelişme ve büyüme göze çarpmaktadır. Bu hususta özellikle Covid-19 salgını etkisiyle bu sektörlerin önemi artmış, özellikle birçok çeşitli sektör bilişim sektörüyle entegre edilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla yatırımlara ilişkin değerlendirmelerde de bilişim sektörünü tek başına düşünmek yerine, perakende, hizmet, tarım, sanayi gibi birçok alanla birlikte değerlendirmek gerekmektedir.
Bugüne kadar dünyanın gittiği yön ve Covid-19 salgınının etkilerini değerlendirmenin, salgın sonrası yükselecek veya değer kazanacak sektörlerin neler olduğunu tespit etmenin; yapılacak yatırımların ülkemiz açısından doğru alanlara kanalize edilmesi ve bu kapsamda yatırımcılar tarafından atılabilecek adımların belirlenmesi konusunda faydalı olacağı düşünülmektedir.
- COVID-19 SALGINININ DÜNYA EKONOMİSİNE VERECEĞİ ETKİLER
- SALGIN SONRASI DÜNYA EKONOMİSİ
Covid-19 salgınının dünya çapında bugüne kadar görülmedik etkilere yol açtığı göz önüne alındığında, ortaya çıkaracağı muhtemel sonuçların kısa ve uzun vadede ayrı ayrı incelenmesi gerektiği tartışmasızdır. Özellikle salgının pandemi ilan edildiği dönemlerde dünya genelinde ülkelerin, ekonomik sorulara cevap aramaktan çok, sağlık alanında büyük bir mücadele ile karşı karşıya kaldığı şüphesizdir. Bu aşamada salgının yaratacağı olumsuz etkilerin bertaraf edilmesine ilişkin çaba daha çok ve haklı olarak sağlık alanında gerçekleşmiştir.
Son günlerde ise dünya genelinde vaka sayılarındaki kısmi azalış, alınan tedbirlerin karşılığının alınması, salgının ekonomilerdeki önemli ölçüdeki olumsuz etkileri gibi nedenlerle, ülkelerin Covid-19’un olumsuz etkilerini bertaraf etmek, atılacak adımları ve alınacak önlemleri belirlemek ile ilgili yoğun bir çalışma içerisinde olduğu görülmektedir.
Bu noktada, bir yandan salgının etkilerinin kısmi olarak bertaraf edilmesi diğer yandan ise ekonomik gelişmelerinin uzun süre askıya alınmasının dünya devletleri için doğuracağı olumsuz sonuçlar göz önüne alınarak, 2020 yılının ikinci yarısı itibariyle ekonomik faaliyetlerin yeniden öncelikli olarak gündeme geldiği ve ülkelerin toparlanma sürecine girmek için gerekli adımları atmaya başladığı görülmektedir. Bu kapsamda elbette her ülkenin kendi ekonomisi için atmayı hedeflediği adımlar bulunmaktadır. Bu adımların etkilerinin neler olduğu, ülkelerin salgın döneminde en çok hangi alanlarda kan kaydettiği ve yeni adımlarda hangi alanlara yöneleceği, bunun diğer ülkelere yapacağı etki ve bu koşullarda Türkiye’nin hangi konumda yer aldığının tespit edilmesi de bu noktada önem arz edecektir.
- COVID-19 SONRASINDA ÇİN EKONİMİSİNİN ROTASI VE TÜRKİYE’NİN KONUMU
Bilindiği üzere Covid-19 salgının ilk göründüğü yer Çin’in Wuhan kenti olmakla, hastalığın ilk etkilerinin ve salgının başladığı yerin merkezinin bu bölge olduğu belirtilmektedir. Bu noktada henüz Dünyanın söz konusu salgından etkilenmediği ve sonuçlarını öngöremediği dönemde Çin, bu salgın ile mücadele vermiş ve 2019 yılının Aralık ayından itibaren bu salgının ekonomik etkilerini yaşamaya başlamıştır.
Alınan ilk önlemler kapsamında Çin’in uluslararası ticari faaliyetleri kısıtlanmaya başlamış ve yurtdışına giriş çıkışların durdurulmasıyla belirli bir süre ekonomik faaliyetler durma noktasına gelmiştir. Çin’in salgının etkilerini bertaraf etmeye başladığı dönemden sonra ise salgın artık nerdeyse tüm dünyaya yayılmış ve artık Çin için dış kaynaklı bir salgın haline gelmiştir. Elbette bu durumda Çin’in diğer ülkelerle olan ilişkisinde birtakım kısıtlamalara gidilmiştir.
Ayrıca bu süreçte, ABD ve Çin arasında son birkaç yıldır devam eden gerilim, salgınla birlikte artmaya devam etmiştir. Zira ABD hükumeti tarafından salgının çıkması ve yayılmasının önlenememesi noktasında gerek uluslararası kuruluşlar gerekse Çin hükumetinin sorumlu tutulduğu görüldüğünden; gelinen durumda yakın geçmişte de devam eden ABD ve Çin arasındaki ekonomik gerilim devam edecek gibi görünmektedir.
Bu kapsamda Covid-19 salgını ve devam eden süreçte oluşacak etkiler ve sonuçlarının neler olacağı önümüzdeki günlerde daha da netleşecek ise de, Çin gibi hızlıca büyüyen bir ekonomi devine yapılan yatırımların azalması halinde ortaya çıkacak açık sebebiyle yatırımcıların yönünü başka ülkelere çevirmesinin mümkün olduğu tahmin edilmektedir.
Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü'nün (UNCTAD) yayımladığı çalışmalara göre, dünyada son yıllarda gerçekleşen küresel yatırımların odak noktası; gelişmiş ülkelerden ziyade gelişmekte olan ülkelere doğru kaymaktadır. Ayrıca Münih’de yer alan Ifo Ekonomik Araştırma Enstitüsü'nün yayımladığı bir çalışmaya göre ABD ve Çin arasındaki ticari gerilimin Avrupa ülkeleri açısından ticari anlamda fayda sağlayabileceğine ilişkin bir sonuç ortaya konmuştur. Bu noktada Türkiye’nin de gerek jeopolitik gerekse ekonomik özellikleri nedeniyle kritik bir konuma sahip olduğu tartışmasızdır. Bu kapsamda, küresel ekonominin ve yatırım alanlarının yön değiştirmekte olduğu bu kritik dönemde Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli en verimli şekilde kullanması, gerek alınacak ekonomik önlemlerin gerekse yapılacak yatırımların küresel gelişmeler göz önüne alınarak belirlenmesinin hayati bir öneme sahip olduğu değerlendirilmektedir.
- COVID-19 SALGININ ETKİLEDİĞİ SEKTÖRLER
Ülkemizde ve dünyada yapılan çalışmalar göstermektedir ki; Covid-19 salgını hemen her sektör üzerinde olumlu veya olumsuz birtakım etkiler doğurmuştur. Bu etkiler, bazı sektörlerde talep yoğunluğunu karşılamayan arzlar şeklinde yaşanırken, diğer yönden talep eksikliğinden veya alınan tedbirler kapsamında ilk aşamada faaliyetleri duran sektörler açısından kendini göstermiştir. Bu konudaki çalışmalar incelendiğinde dünya genelinde salgından en çok etkilenen sektörlerin başında otomotiv sektörünün geldiği görünmektedir. Buna göre otomotiv sektörü üzerindeki etkilerin, 2020 yılı sonu itibariyle küresel anlamda otomotiv satışlarında ciddi oranlarda düşüş meydana getireceği beklenmektedir.
Salgının ekonomik etkileri genel olarak olumsuz bir tablo çizse de bazı sektörlerin yükselişe geçtiği görülmüştür. Örneğin perakende zincirinde, bazı ürün türlerinde yaşanan talep yoğunluğunun arz miktarını etkilediği ve bunun sonucu olarak rafların boş kaldığı gözlemlenirken; online perakende sektörüne gösterilen ilginin katlandığı, hizmet sektöründe ise talebin azaldığı görülmektedir. Söz konusu arz talep farklılıkları dengelerin değişmesi sonucunu doğurmuş, bu noktada her ne kadar dünya genelinde bir kaynak problemi yaşansa da, problemin aynı zamanda kaynakların dengeli dağıtılamaması gibi bir yönü olduğu da ortaya çıkmıştır.
Özellikle Türkiye açısından salgının etkilerinin sektörel değerlendirmeleri, üzerinden zaman geçtikçe derinleşecek ve araştırmalar sonucunda yeni konular da gündeme gelecektir. Salgının Türkiye’de ve dünya genelinde devam ettiği göz önüne alındığında, salgının uzun vadede etkilerinin değerlendirilmesi ileriki günlerde mümkün görünmektedir. Yine de, kısa vadeli gözlemlerin, hisseleri borsada işlem gören şirketler nezdinde yapılması mümkün görünmektedir.
Buna göre Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin hisse senetlerinin değerlerindeki değişimler dikkate alındığında, salgının ilk etkilerinin görünmeye başlandığı Mart ayı içerisinde en çok getiri sağlayan şirketlerin; perakende, gıda ve ilaç sektörlerindeki şirketler olduğu göze çarpmaktadır. Buna göre Türkiye’de büyük çapta faaliyet gösteren birçok perakende firmasının hisse senetlerinin değeri yükselmiş ve kısa vadede yatırımcılarına büyük kazanç artışı sağladığı gözlemlenmiştir. Ayrıca gıda sektöründe özellikle un şirketlerine yapılan yatırımlar da büyük kazanç getirmiş olmakla, temizlik ürünlerine gösterilen talep de yükselmiştir. Diğer taraftan ilaç şirketleri ve biyoteknoloji firmaları da salgın etkisiyle değerini arttıran şirketler olmuştur.
Bunun yanında, kişilerin evlerinde kalması ve ihtiyaçlarını evlerinden çıkmadan karşılamaya yönelmeleri ile iletişim, telekomünikasyon, elektronik gibi sektörlerde de rağbetin arttığı ve talebin yoğunlaştığı gözlemlenmiştir.
Bu itibarla salgının, küresel ve ülkemiz ekonomisinde yarattığı tahribatların yanında, bazı sektörler açısından oluşturduğu yeni bir pazar payı da olduğu kuşkusuzdur. Bu etkilerin hangi sektörler için kalıcı, hangileri için geçici olacağını zaman gösterecek olsa da, salgından sonra kişilerin ve devletlerin yöneleceği alanlarda belirgin oranda değişimler yaşanacağı göz önünde tutularak, bu sektörlerin incelenmesinin önemli olduğu tartışmasızdır.
- DEĞİŞEN PARAMETRELER IŞIĞINDA TÜRKİYE’DE ATILABİLECEK YATIRIM ADIMLARI
Dünyanın etkilendiği tüm bu gelişmeler ışığında, Türkiye’nin gerek jeopolitik, gerekse coğrafi birçok yönden sayısız avantaja sahip olduğu ve bu avantajların doğru kullanılması durumunda çok daha büyük bir ekonomiye sahip olabileceği bilinen bir gerçektir. Türkiye’nin sahip olduğu özelliklerin geliştirilmesi ve yatırımcılar için yüksek kar getirebilecek sektörlerin tespit edilmesi; sonucunda hem yerli yatırımcılar hem de ülkemize yatırım yapacak yabancı yatırımcılar açısından önemli bir yere sahiptir.
Bu avantajların yapısal reformlarla gerekeli koşullar yaratılarak arttırılması ve kaynakların istihdamın artmasını sağlayacak sürdürülebilir üretim alanlarına kanalize edilmesiyle Türkiye’nin, oluşan yeni ekonomik dengede en çok fayda sağlayacak konuma ulaşması mümkün görünmektedir. Bu nedenle tarafımızca Türkiye’de büyük önem arz eden bazı sektörlere ilişkin kısa bir değerlendirme yapılması amaçlanmıştır;
Sağlık Sektörü
Salgının etkisiyle birlikte dünya genelinde hemen hemen her ülkenin sağlık konusunda atması gereken adımları tespit ettiği bir dönem yaşanmış olup, Türkiye’nin içinde bulunduğu durum değerlendirildiğinde diğer ülkelere göre hazırlıklı olduğu ve sağlık alanında bugüne kadar yapılan yatırımların karşılığını aldığı görülmüştür. Dünya genelinde de salgın sonrasında karşılaşılan sağlık hizmetindeki aksaklıklar karşısında sağlık sektörüne yapılacak yatırımların artacağı ve Türkiye’nin bu paydada önemli bir yere sahip olabileceği düşünülmektedir.
Bu çerçevede sağlık sektörünün gelişmesinde hastane, muayenehane ve klinik gibi fiziksel koşulların yeterliliğinin yanı sıra, sosyal güvence, halk sağlığı gibi konuların da çok önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca sağlık alanında bilişimin entegre edilmesi, salgının kontrolü için hazırlanan mobil uygulamalar, e-devlet, e-nabız gibi hastaneler ve hasta verileriyle entegre edilmiş bilişim altyapısının da hayati önem taşıdığı bir süreç yaşanmıştır. Bilişim alt yapısı ve devlet mekanizması arasında kurulan bu köprünün geliştirilerek, bilişimin diğer sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de çok önemli kapılar aralayacağı düşünüldüğünden, sağlık alanında özellikle yazılım ve bilişim yatırımlarının da destekleneceği düşünülmektedir.
Tarım Sektörü
Bilindiği üzere Türkiye, sahip olduğu coğrafi avantajlar sayesinde çok önemli bir tarımsal potansiyele sahip bir noktadadır. Bu potansiyelin anlamlı şekilde kullanılmasıyla Türkiye’nin kendi ihtiyaçlarını karşılayarak dışa bağımlılığının azaltılması ve ihracat miktarının da artması mümkün olabilecektir.
Bu kapsamda atılabilecek en önemli adımın, teknolojinin tarımla birleştirilmesi olduğu düşünülmektedir. Teknolojik gelişmeler kullanılarak, yeni üretim şekillerinin geliştirilmesi ve kaynakların etkin kullanılmasının sağlanması; tarımda verimliliğin ciddi biçimde artmasını sağlayacaktır. Bu şekilde ürünlerin çeşitliliği, miktarı ve kalitesi doğrudan artacak ve buna paralel olarak maliyetlerin düşmesi mümkün olacaktır. Böylece bir yandan ürünlerin halka ulaşması kolaylaşırken diğer yandan tarım üreticisinin elde ettiği kazanç artacağından üretimde süreklilik sağlanabilecektir.
Ülkemizde tarımdan gerekli verimin alınmasının, ithalatı azaltmanın yanı sıra, ihracat miktarını artırmak, önemli bir istihdam kaynağı oluşturmak gibi nedenlerle ülkeye ciddi oranda kazanç sağlayacağı tartışmasızdır. Ayrıca tarımın, birçok farklı sektörün de ilerlemesini sağlayan bir alan olduğu, imalat, pazarlama, perakende gibi çeşitli sektörlerdeki oyuncuların da kalkınmasına yardımcı olarak ülke ekonomisine doğrudan ve dolaylı birçok fayda sağladığı bilinmektedir. Buna göre yakın ölçekte de akıllı tarım uygulamalarının karşılığının hızla alındığı ve bu sayede büyük tasarruflara gidilerek verimliliğin arttığı da yapılan çalışmalarda ortaya konmaktadır. Bu noktada özellikle tarımdaki teknolojik adımların arttırılmaya devam etmesiyle ülkemizin küresel ölçekte de önemli bir pazar payına sahip olmasını sağlanabilir. Nitekim günümüzde birçok devlet, Türkiye kadar tarımsal avantaja sahip olmasa da kullandığı teknolojik araçlarla tarımı ileri seviyelere taşımıştır. Bu konuda yapılan çalışmalar tarımda teknolojinin başlıca; akıllı tarım, makine ve makine iletişimleri, sensörler ve drone kullanımı gibi alanlarda kullanıldığı gözlemlenmektedir.
Bu konuda gerek Türkiye’ye gelecek yabancı yatırımcının fayda sağlamasının mümkün olması, gerekse bu alanlarda gerçekleştirilen kalkınmaların ülke ekonomisine sağlayacağı faydalar göz önüne alınarak bu alanlarda yapılacak yoğun çalışmaların sonuçları etkili olacaktır.
Gıda ve Perakende Sektörü
Salgın öncesinde de Türkiye pazarında çok önemli bir sektör olan gıda ve perakende sektörü, salgın sonrasında da önemini büyük ölçüde arttırmıştır. Nitekim salgının etkileriyle birlikte oluşan panik sonucunda arz ve talep dalgalanmalarının yaşandığı ilk sektör, gıda perakendesi sektörü olmuştur. Üretilen malların son tüketiciye gelmesi noktasına kadar geçen her bir aşamada, tedarik zincirinin her bir halkasında da aksaklıkların önlenmesi ve kişilerin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için önemli çabalar sarf edilmiştir.
Yalnızca salgının etkisiyle değil, özellikle Türkiye’de gün geçtikçe hızlı şekilde artan hane sayısıyla birlikte perakende sektöründeki ihtiyaçların artacağı gözlemlenmektedir. Gerek bu ihtiyaçların en ekonomik şekilde karşılanması, gerek bu pazarda yabancı yatırımcının da fayda sağlayabilmesi için, diğer alanlarda olduğu gibi teknolojik alt yapının çok önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir.
Bu kapsamda bugüne kadar da büyük öneme sahip olan ancak özellikle salgın sonrasında yerini sağlamlaştıran e-ticaretin gelişmesi de göz önüne alındığında dijital dönüşümle birlikte yazılım, veri tabanı teknolojileri gibi bilgi teknolojisi alanlarında yetişmiş kişilere ve gelişmiş uygulamalara ihtiyaç duyulduğu ve bu gelişmelerin gıda ve perakende sektörüne entegre edilmesinin bu sektörlerde yaratacağı olumlu değişimleri ve gelişmeleri hızlandıracağı ortadadır. Bu sebeple, gerek büyük bir nüfus potansiyeli taşıyan ülkemiz insanlarının ihtiyaçlarının karşılanması, gerekse kapasitenin daha da genişletilerek ihracatta da ilerlemenin sağlanması için yenilikçi ve inovatif adımların atılmasının büyük önem teşkil ettiği bilinciyle hareket etmek gerekmektedir.
Sonuç olarak, hızla artan teknolojik gelişmeler ışığında dünya ekonomisinin son yıllarda yaşadığı değişimin Covid-19 salgınının beklenmedik etkileri ile hız kazandığı tartışmasızdır. Söz konusu değişime uyum sağlamak ve Türkiye ekonomisinin bu değişimden karlı çıkmasını sağlamak ise ekonomik parametrelerin en iyi şekilde değerlendirilmesine; yapılacak yatırımlar ve istihdam potansiyelinin doğru yöne kanalize edilmesine bağlıdır. Bu kapsamda, gerek yerli gerekse yabancı yatırımcılar tarafından her bir sektör bazında yaşanan gelişmeler değerlendirilmeli, özellikle teknolojik yenilikler takip edilmek suretiyle yeni döneme uyum sağlanmalıdır.

