Dövize Endeksli Tüketici Kredilerinde Uyarlama Sorunu 18 Kasım 2019
Dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizin yansımaları ülkemizde özellikle dövize endeksli tüketici kredilerinin kullanılmasında karşımıza çıkmaktadır. Tüketicilerin dövize endeksli kredilere başvurmasının sebebi ise, faizinin ve dolayısıyla ödeyeceği taksit tutarının düşük olması, özetle kredinin daha ödenebilir olmasıdır.
Dövize endeksli kredi alan tüketicilerin, ekonomik krizden kaynaklı dövizin değerlenmesi sonucunda ödemede güçlük çekmeleri ve mahkemelerden kredi sözleşmelerinin uyarlanmasını istemeleri giderek artan bir durumdur.
- Tüketici Kredi Sözleşmelerinin Yapısı
Her sözleşmede, sözleşmenin tarafları arasında bir edim ve karşı edim dengesi kurulur. Ancak, sözleşmeler hukukunda her zaman bir eşitlik dengesi gözetilmesi mümkün olmamaktadır. Bunun sebebi sözleşme serbestisi uyarınca tarafların sözleşmenin içeriğini ve karşılıklı edimlerini serbestçe kararlaştırabilmeleridir.
Dövize endeksli krediler, genellikle konut alımında kullanıldıkları için uzun vadeli kredilerdendir. Bu nedenle, tüketici kredi sözleşmelerinde genellikle kararlaştırılan edimler aynı anda ifa edilmek yerine sözleşmenin süresi içerisinde kısım kısım ifa edilmektedir. Bu süreçte sözleşmenin ifasının zamana yayılmasından kaynaklı olarak tarafların ekonomik ve hukuki durumlarında değişiklikler meydana gelebilmektedir. Böyle bir durumda kısmî ifanın kalan kısmı için uyarlama talep edilebilmelidir.
- Ahde Vefa İlkesi
Zaman içerisinde ekonomik ve hukuki durumda gerçekleşen değişikliklerin tüketici sözleşmelerine etkisi, ahde vefa ilkesi ve sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması kavramlarını karşımıza çıkarmaktadır.
Ahde vefa ilkesine göre sözleşmenin tarafları, serbestiye uygun olarak kararlaştırdıkları hükümlere şartlar zamanla değişikliğe uğramış olsa dahi bağlı kalmak zorundadır. Öngörülen anlaşma sözleşme süresince geçerliliğini koruyacak, değişikliklerin sözleşmeye herhangi bir etkisi olmayacaktır. Ahde vefa ilkesine uygun davranılması çoğu zaman tarafların menfaat dengesi açısından adaletsiz sonuçlar doğurabilmektedir. Sözleşmenin yapıldığı yerdeki olağanüstü ekonomik çalkantı sebebiyle taraflardan birinin ödeme gücündeki azalma, sözleşme süresi içinde meydana gelebilecek olağanüstü değişikliğe bir örnektir. Böyle bir durumda sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması hususu gündeme gelmektedir.
- Türk Borçlar Kanunu Işığında Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanması
Sözleşmenin ifasında yaşanan her türlü aksilik ve olumsuzluk sözleşmenin uyarlanmasını gerektirmemektedir. Sözleşmenin uyarlanması talebi her somut olay bazında ayrı değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde ifade edilen “Aşırı ifa güçlüğü” halinin en önemli sonucu, sözleşmenin uyarlanmasının istenmesidir. Ancak uyarlamanın mümkün olmaması durumunda borçlu taraf, sözleşmeyi sona erdirebilecektir.
Söz konusu maddede, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede değişmesi hallerinde tarafların hâkimden sözleşmenin değişen yeni koşullara uyarlanmasını isteyebileceğinden söz edilmektedir.
Tüketicinin, sonradan meydana gelen değişikliği tahmin etmekle birlikte, sonuçlarının bu derece ağır olacağına ihtimal vermediği veya öngörmekle birlikte dikkate almadığı hallerde de uyarlamaya imkân verilmelidir.
Son yıllarda yaşanan ekonomik krizler ve bu krizlerin dövize endeksli para borçları üzerindeki olumsuz etkileri uyarlama taleplerini de arttırmış, 32 Sayılı Karar’da değişiklik yapılması kararı ile de uyarlama davaları yeniden gündeme gelmiştir.
Dövize endeksli kredi sözleşmesinin akdedilmesinden sonra meydana gelen değişiklik sonucu döviz, Türk Lirası karşısında aşırı derecede değer kazanmış olabilir. Paranın değer kaybetmesi enflâsyonun etkisiyle kendiliğinden, yetkili makamların verdikleri devalüasyon kararı sonucu veya ekonomik kriz sebebiyle meydana gelebilir, bu durum tarafların sözleşmenin ifasında güçlük çekmelerine yol açabilir.
Uyarlama davalarında mahkemelerin ve Yargıtay’ın kararları, ekonomik kriz nedeniyle dövizdeki dalgalanmaların öngörülebilir olmasından bahisle dövize endeksli kredi sözleşmelerinin uyarlanmasına sıcak bakmayarak davayı reddetmek yönünde idi.
“Yabancı para karşısında sürekli değer kaybeden Türk Parası yerine döviz ile sözleşme yapan ve borç altına girenlerin ülkedeki geçmişte yaşanan yüksek enflâsyon ve ekonomik krizler karşısında dövizle borçlanmada bu tür artışların yaşanabileceğini öngörmesi, dövizin seyri karşısında davalının bunu tahmin etmesi gerekir.” [1]
Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü sebebiyle sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanmasına ilişkin hükümde aranan “olağanüstü koşul”un, 32 Sayılı Karar’da yapılan değişiklik kararı ile gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla, 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ uyarınca 13.09.2018’den itibaren akdedilecek sözleşmenin uyarlanması taleplerinin kolaylıkla reddedilemeyeceği bir gerçektir.
- Türk Parasını Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar
32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar’da yapılan değişiklik ile; Türkiye'de yerleşik kişilerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacaktır.
Söz konusu düzenlemeler yalnızca Karar’da tanımlandığı üzere Türkiye’de yaşayan yerleşik kişiler arasında yapılan sözleşmeleri içermektedir.
Kur artışı ve enflasyon-faiz artışına karşı Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın aldığı önlemlerden bir diğeri de, dövize endeksli sözleşmelerin TL’ye tahvil edilmesine ilişkin karar olarak karşımıza çıkmaktadır. 06.08.2019 tarihinde yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğ’de, Kararın Döviz Cinsinden ve Dövize Endeksli Sözleşmelere ilişkin 8. maddesinde yapılan değişiklikler yer almaktadır. Anılan tebliğde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedellerin 32 Sayılı Karar’ın geçici 8. maddesi kapsamında Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenmesi zorunlu tutulmuştur. Söz konusu değişiklik ile geçici 8. maddeye, 13.09.2018 tarihinden itibaren otuz gün içinde, söz konusu bentte belirtilen ve daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedellerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında; Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenmesi hükmü getirilmiştir. 13.09.2018 tarihine kadar sözleşme bedelinin taraflarca belirlenmemesi halinde, 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında Kanun’un 3. maddesine göre idari para cezası verilmesi öngörülmektedir.
Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedellerin Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenmesi zorunludur.
Bedelleri döviz cinsinden belirlenmiş ancak yeniden Türk Lirası olarak belirlenecek mevcut akdedilmiş sözleşmelerin kapsamı oluşturulurken, yine sözleşmenin akdedilme tarihinde her iki tarafın da Türkiye’de yerleşik kişi olması hususunun göz önüne alınması gerekmektedir.
[1] Y. 13. HD., E. 2005/1874, K. 2005/9749, T. 9.6.2005.
For English Version: http://www.kasaroglu.av.tr/en/foreign-currency-indexed-consumer-loans

