İŞÇİNİN GİZLİLİK YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN KAPSAMI 15 Ekim 2020

  1. İŞÇİNİN SADAKAT BORCU

Sadakat borcunun alt yükümlülüğü olarak kendini gösteren işçinin gizlilik (sır saklama) yükümlülüğünün kapsamının daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle sadakat borcunun ele alınması gereklidir. Bununla beraber, sadakat borcu için yapılan açıklamaların hepsi sır saklama borcu için de geçerli olacaktır.

Sadakat borcu, işçinin işverene karşı asli edim yükümlülüğü olan iş görme borcu yanında yan edim yükümlülüğü ve davranış yükümü niteliğindeki edim fiilleridir. Bu açıdan sadakat borcu, işçinin işverenin emri altında iken iş sözleşmesindeki kişisel ilişkinin doğurduğu özellik gereğince işverene içtenlikle bağlanması, işverenin özellikle ekonomik menfaatlerinin korunması ile işçinin zarar ve ziyan doğuracak hareketlerden kaçınması olarak tanımlanmaktadır.

Sadakat borcu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 396. maddesinde:

“İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır.

İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür.

İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez.

İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür.”

şeklinde açıkça düzenlenmiştir. Ancak hükme bakıldığında sadakat borcunun kapsam ve sınırlarının net bir şekilde belirlenmediği, yalnızca örnek teşkil eden durumların ve alt yükümlülüklerin belirtildiği görülmektedir. Bu sebeple sadakat borcuna aykırılık oluşturan halleri tek tek saymanın mümkün olmadığı söylenebilir. Bir fiilin sadakat borcuna aykırılık oluşturup oluşturmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak işin niteliği, işyerinin özellikleri ve işveren nezdindeki güven ilişkisinin ne şekilde zarar gördüğü değerlendirilerek hâkim tarafından belirlenir.

Sadakat borcu, iş ilişkilerinde olumlu ve olumsuz şekilde kendisini gösterebilir. Nitekim işçi bu borç gereğince bazı davranışları yapma ve bazı davranışları da yapmama yükümlülüğü altına girmektedir. İşçiye yüklenen bu sadakat borcunun içinde işverenin ve işyerinin hukuken haklı çıkarlarını koruma, işverene ekonomik, ticari veya mesleki bakımdan zarar verebilecek davranışlardan kaçınma gibi olumsuz edimler bulunmakla birlikte aynı zamanda işverenin menfaatlerini korumak amacıyla işverene zarar verecek bir olay açısından önleyici tedbirler almak gibi aktif davranışlarda bulunma yükümü de yer almaktadır. Bu bağlamda sadakat borcunun somut sınırları olmayan geniş kapsamlı bir yükümlülük olduğu da görülmektedir. İşçinin sadakat borcu ya kanundan doğacak ya da sözleşme ile belirlenebilecektir. Ancak sadakat borcunun bütünüyle tespit edilmesi imkânsız olduğundan kanun veya sözleşmede böyle bir hüküm bulunmadığı hallerde mesleki veya mahalli örf ve adet kuralları dikkate alınabilecektir.

Başlangıçta da belirtildiği gibi, sadakat borcu kendi içinde bazı alt yükümlülükler barındırır. Bunlar; sır saklama, rekabet etmeme ile teslim ve hesap verme borcu olarak ifade edilebilir. Özellikle rekabet etmeme borcu ile sıklıkla karıştırılan sır saklama borcunun kapsamının ayrıca ele alınmasında fayda görülmektedir.

  1. İŞÇİNİN SIR SAKLAMA BORCU

En genel tanımıyla sır saklama borcu, işçinin işverene ait işe veya işletmeye ilişkin olup saklanması zorunlu bilgileri üçüncü kişilere açıklamama yükümünü içerir.

TBK 396. maddenin 4. fıkrasında “İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür.” biçiminde tanımlanan sır saklama borcunun hem iş ilişkisinin devamı süresince hem de iş ilişkisinin sona ermesinden sonra devam eden bir yükümlülük olduğu hükümden açıkça anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu iki döneme ilişkin yükümlülüklerin kapsam ve sınırlarının eşdeğer tutulması özellikle işçi bakımından hakkaniyete aykırı bazı sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple sır saklama borcunun kapsamı genel olarak açıklandıktan sonra iki dönem ayrıca incelenecektir.

  • Genel Olarak Sır Saklama Borcu

Sır saklama borcunun konusunu oluşturan “iş sırrı” kavramı niteliği itibariyle meslek sırrı ve ticari sır kavramlarından daha geniş bir içeriğe sahiptir. İş sırrı, iş ve işyeri ile ilgili bulunan, üçüncü kişiler tarafından bilinmeyen, kamuya mal olmamış ve aleniyet kazanmamış, ancak işyerinde çalışan kişilerce bilinen, işverenin de başkaları tarafından bilinmesini istemediği, saklı kalmasında haklı bir menfaatinin bulunduğu her türlü bilgidir. Kimi zaman işverenler işçiler ile ayrı bir “gizlilik sözleşmesi” de imzalayabilmekte ve saklanılması gereken sırları önceden kararlaştırabilmektedir. TBK 396/4’te belirtilen sır saklama borcunun çerçevesi temelde işverenin haklı menfaatlerinin varlığı ile çizilmiştir. Haklı menfaatler ise iş ilişkisinin özel niteliğine ve çalışma yaşamının değerlerine göre değişiklik gösterir. Ancak haklı menfaatin bulunduğu her durumda da işçinin sır saklama borcunun mevcut olduğunu söylemek yanlış olacaktır. Zira ölçülülük ilkesi çerçevesinde işçinin, işverenin haklı menfaati karşısında daha üstün derecede ya da buna eş derecede bir menfaatinin bulunması halinde artık sır saklama borcuna uyma yükümünün olmadığı kabul edilmelidir.

Sır saklama borcunun kapsamına salt üretim sırları yanında ayrıca ham madde temini, satış ve pazarlama, reklam stratejisi, insan kaynakları politikası, işletmenin ekonomik yapısı gibi konuların da girdiği ifade edilmelidir.

Ancak önemle belirtilmelidir ki, bir bilginin sır saklama yükümlülüğü olarak kabulü için işçinin sahip olduğu bilgilerin sır niteliğinde olduğunun bilincinde olması gerekir. Bunun takdirinde de iş sözleşmesi, ilgili işçinin kişiliği, işletme içindeki pozisyonu, eğitimi, işyerindeki faaliyetin büyüklüğü ve işçinin aldığı ücret gibi unsurların esas alınır. Ayrıca işçinin saklamakla yükümlü bulunduğu bir sırrı kamu makamlarına açıklamakla mükellef tutulması halinde de artık sır saklama yükümünden bahsedilemeyecektir.

  • İş İlişkisinin Devamı Süresince İşçinin Sır Saklama Borcu

Kanunda ve iş sözleşmelerinde düzenlenen sır saklama borcu esasen iş ilişkisinin devamına yöneliktir. Dolayısıyla taraflar arasında ayrıca bir anlaşma yapılması gerekmeksizin yukarıda açıklanan gerekçelerle, iş ilişkisinin özelliği ve sadakat borcu kapsamında sır saklama borcu varlığını sürdürecektir.

  • İş İlişkisinin Sona Ermesinden Sonra İşçinin Sır Saklama Borcu

Asıl önem taşıyan husus, iş ilişkisinin sona ermesinden sonra işçinin sır saklama borcunun kapsamının nasıl belirleneceği ve ne kadar süreyle devam edeceği konusudur. Türk Hukuku’nda bu konuda açık bir düzenleme bulunmadığı görülmemekte, çoğu zaman uyuşmazlıklar rekabet etmeme yasağı kapsamında çözümlenmeye çalışılmaktadır.

Bununla birlikte, Yargıtay konuyla ilgili bir kararında “İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür... Dosya içeriğine göre taraflar arasında iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına ilişkin bir sözleşme imzalanmamıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işveren davalının kendisinde üretilen buluşu, sır saklama yükümlülüğüne aykırı olarak yeni çalıştığı işverende de ürettiği iddiası ile maddi zararının tahsilini istemektedir. Burada rekabet yasağına aykırılıktan çok sadakat borcunun alt unsuru olan sır saklama yükümlüğünün ihlaline dayanılmakta, işyerindeki buluşun bu ihlal nedeni ile başka yerde kullanılmasından kaynaklanan tazminat talebi bulunmaktadır.” diyerek iş ilişkisinin sonlanmasıyla beraber de borcun devam edeceğine vurgu yapmış, ayrıca rekabet etmeme borcu ile farklarını ortaya koymuştur.

Doktrine göre ise, mevzuattan kaynaklanan açık istisnalar dışında, eski işçinin önceden öğrendiği iş sırlarını iş ilişkisi sonrası saklamak zorunda olması ancak tarafların bu hususu açıkça kararlaştırmış olması ya da açıkça dürüstlük kuralına aykırı olan hallerde söz konusu olacaktır. Bu hallerde iş sırlarının ifşası, duruma göre haksız fiil (TBK. 49) veya haksız rekabet (TTK.56) durumlarına sebebiyet verebilir. Ancak işçinin önceki işinde kendi emeğiyle ve çabasıyla öğrenmiş olduğu becerileri bir sonraki işinde kullanması tek başına sır saklama borcunun ihlali anlamına gelmeyecektir. Bu noktada tecrübeye dayalı bilginin kişiselleşerek işçinin bir parçası olduğu kabul edilmektedir.

Son olarak, iş ilişkisinin sona eriş biçimine göre de yükümlülüğün varlığı sürdürüp sürdürmeyeceği belirlenebilir. Buna göre, bildirim sürelerine uyulmadan feshedilen belirsiz süreli bir sözleşmede işçinin sır saklama yükümlülüğünün devam edeceği söylenebilir. Yine, sözleşmenin haklı nedenle işveren tarafından feshedildiği hallerde de yükümlülük devam edecektir. Buna karşın, tarafların anlaşmasıyla iş ilişkisinin sona erdirildiği durumlarda -yukarıda açıklanan hallerin de mevcut olmaması durumunda- sır saklama yükümlülüğünden söz edilemez.