ŞİRKET BÖLÜNMELERİNDE İŞÇİLERİN HAKLARI NELERDİR? 7 Eylül 2020
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 159. maddesinde düzenlenen şirket bölünmeleri, bir şirketin malvarlığını ve yükümlülüklerini tamamen veya kısmen ayırarak tasfiyesiz olarak ve kısmi halefiyet yoluyla, yeni kurulan veya mevcut bir sermaye şirketine devretmesidir. Bu devrin karşılığı olarak devralan şirketin payları bölünen şirketin ortaklarına tahsil edilir.
Şirket bölünmeleri tam veya kısmi bölünme şeklinde gerçekleşebilir. Tam bölünme halinde bölünen şirketin malvarlığının tamamı mevcut veya yeni kurulacak en az iki şirkete devredilir. Bu devir neticesinde devreden şirket hukuken sona erer ve payları imha edilir. Kısmi bölünme halinde ise şirket malvarlığının bir kısmı şirket bünyesinde kalırken kalan kısım ayrılarak mevcut veya yeni kurulacak diğer şirketlere devredilir. Tam bölünme halinin aksine kısmi bölünmede, bölünen şirket hukuki varlığını sürdürmektedir.
Bir tür yeniden yapılandırma yöntemi olan şirket bölünmelerinde, bölünmenin hukuken geçerli olmasıyla birlikte, şirketlerin tamamen veya kısmen devredilen malvarlıklarına bağlı hak ve yükümlülükler de tek bir işlemle ve kendiliğinden devralan şirkete geçmektedir. Mevcut sözleşmelerin ve iş ilişkilerinin de bu kapsamda olması sebebiyle, bölünmeden doğrudan etkilenen ve hakları korunması gereken birtakım gruplar söz konusu olacaktır. Bu noktada kanun koyucu, devreden ve devralan şirketler arasındaki ticari ilişkilerin işçilerin mağduriyetine sebebiyet vermesine engel olmak amacıyla, devreden şirket işçilerinin hukuki durumunu özel olarak düzenleme altın almıştır.
İş ilişkilerinin geçişine bağlı bazı sonuçlar esas itibariyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun (“İş Kanunu”) ‘İşyerinin veya bir bölümünün devri’ kenar başlıklı 6. maddesinde genel bir hüküm ile düzenlenmiş olmasına rağmen, aynı hukuki mesele ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 178. maddesi ile birleşme, bölünme ve tür değiştirme durumlarına özgü olarak düzenlenmiştir. Bu noktada, doktrinde kabul edildiği üzere, şirket bölünmelerinden kaynaklanan iş sözleşmesi devirlerinde, TTK’nın İş Kanunu’ndan daha sonraki tarihli olması ve düzenleniş bakımından tüm işyeri devirleri ile bundan doğan tüm hukuki sonuçları kapsayan İş Kanunu’na nazaran özel hüküm niteliğinde olması sebebiyle TTK’nın uygulanması gerektiği değerlendirilmektedir. Nitekim, TBMM Adalet Komisyonu raporunda da bu husus aynı gerekçe ile açıkça gösterilmiş ve TTK’nın 178. maddesinin uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
Buna göre, TTK’nın ilgili 178. maddesi incelendiğinde işçilerin şirket bölünmelerinde sahip olduğu haklar sırasıyla şunlardır:
- İtiraz Hakkı
Tam veya kısmi bölünmede işçilerle yapılan hizmet sözleşmeleri, işçi itiraz etmediği takdirde, devir gününe kadar bu sözleşmeden doğan bütün hak ve borçlarla devralana geçer. Bu hak ile işçinin istemediği bir işveren ile çalışmama özgürlüğü korunmaktadır. İşçinin itirazda bulunması halinde ise, şirketlerin bölünme işlemleri devam eder fakat iş sözleşmesinin kendiliğinden devralana geçmesi önlenmiş olur. TTK madde 178/2’ye göre itiraz halinde hizmet sözleşmesi kanuni işten çıkarma süresinin sonunda sona erer; devralan ve işçi o tarihe kadar sözleşmeden doğan yükümlülüklerini getirmekle yükümlüdür. “Kanuni işten çıkarma süresinin sonu” ifadesi ile anlaşılması gereken İş Kanunu madde 17/2’de düzenlenen yasal fesih bildirim süresinin sonudur. Belirli süreli iş sözleşmeleri bakımından fesih bildirimi mümkün olmasa dahi, bu tür sözleşmeler bakımından da –yasal bildirim süresinden önce belirli süre dolarak sona ermediği takdirde- en geç yasal bildirim süresinin dolmasıyla sözleşmenin sona erdiğinin kabul edilmesi itiraz hakkının amacına uygun bir çözüm olacaktır.
TTK’da itiraz süresi ve kime yöneltileceği hususu açıkça belirtilmemiştir ancak bu durumda işçinin dürüstlük kuralları çerçevesinde hareket ederek makul bir süre içerisinde devreden ya da devralan işverene karşı itiraz hakkını kullanmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, devre itiraz ile sözleşmenin sona ermesi halinde işverenin bir fesih iradesi yoktur. Bu nedenle devre itiraz eden işçi işe iade veya kötüniyet tazminatı davası açamaz.
- Şirketlerin Müteselsil Sorumluluğu
Eski işveren ile devralan, işçinin bölünmeden evvel muaccel olmuş alacakları ile hizmet sözleşmesinin normal olarak sona ereceği veya işçinin itirazı sebebiyle sona erdiği tarihe kadar geçen sürede muaccel olacak alacaklarından müteselsilen sorumludur. Bununla birlikte, aynı maddenin 6. fıkrasında devreden şirketin bölünmeden önce şirket borçlarından sorumlu olan ortaklarının söz konusu borçlardan müteselsilen sorumlu olmaya devam edeceği de hükme bağlanmıştır.
- Devir Yasağı
Aksi kararlaştırılmadıkça veya hâlin gereğinden anlaşılmadıkça, işveren hizmet sözleşmesinden doğan hakları üçüncü bir kişiye devredemez.
- Teminat Hakkı
TTK’nın 178. maddesi ile getirilen tamamen yeni bir düzenleme ise işçinin “muaccel olan ve birinci fıkrada öngörüldüğü şekilde muaccel olacak alacaklarının teminat altına alınmasını” talep etme hakkıdır. Muaccel olup da ödenmemiş alacaklar için bir teminat gösterilmesini talep edebilmek işçilik alacaklarının ödenmesi bakımından etkili bir yöntemdir. Ancak itiraz hakkının kullanımında da olduğu gibi, teminat talebinin yöneltilme şekli, süresi ve uygulanması noktasında birçok belirsizlik bulunmaktadır. Ayrıca teminat hakkının itiraz hakkı ile birlikte kullanılması olanağının olup olmadığı da kanundan çıkarılamamaktadır. Kanun bu bakımından eksik bir düzenleme içermektedir.
- Kıdem Tazminatı Sorunu
İtiraz hakkını kullanması sebebiyle sözleşmesi sona eren işçinin kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmayacağı hususu ise 178. maddede düzenlenmemiştir. Kanaatimizce, gerek öngördüğü hükümlerde gerek yasa gerekçesinde işçiyi koruma iradesini vurgulayan kanun koyucunun anılan hükümde bilinçli bir kanun boşluğu yaratmış olduğu söylenebilir. İşçiye tanınan itiraz hakkının amacının işçinin hak kaybı yaşamadan işten ayrılabilmesi olduğu düşünüldüğünde, kıyas yoluyla, aynı menfaati düzenleyen ve İş Kanunu’nun geçici 6. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun 14. maddesi hükümleri esas alınarak, itiraz hakkını kullanan işçilerin kıdem tazminatına hak kazanabileceği kabul edilmelidir.
Bununla birlikte, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise 10.12.2018 tarih ve E. 2015/28060, K. 2018/22719 sayılı kararında aksi görüştedir. Yargıtay’a göre, TTK’nın ilgili hükümlerine dayanarak işyeri devrine itiraz eden ve iş akdini feshettiğini bildiren işçi bakımından, İş Kanunu’nun genel hüküm niteliğinde olan 6. maddesinde işyeri devrinin işçi yönünden haklı fesih oluşturmayacağı hükmü dikkate alınmalıdır. Buna göre, işyeri devrine itiraz eden işçinin haklı feshinden söz edilemeyeceğinden kıdem tazminatı talebi de reddedilmelidir.

