VİYANA SATIM SÖZLEŞMESİ IŞIĞINDA MÜCBİR SEBEP KAVRAMI 10 Ağustos 2020

Viyana Satım Sözleşmesinin Uygulama Alanı

Viyana Satım Sözleşmesi (United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods, “CISG”)  hükümlerine göre “Mücbir Sebep” kavramı değerlendirilmeden önce, Viyana Satım Sözleşmesinin niteliği ve uygulama alanından bahsetmek gerekmekte ve bu Sözleşmenin hangi durumlarda uygulanacağını tespit etmek gerekmektedir.  

Öncelikle Viyana Satım Sözleşmesi; 11.04.1980 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilerek 01.01.1988 tarihide yürürlüğe giren, uluslararası nitelikte bir sözleşmedir. Günümüzde Viyana Sözleşmesi’ne 76 devlet taraf haline gelmiş olup, Türkiye’de ise 01.08.2011 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Sözleşme hükümleriyle uluslararası mal satımlarındaki uygulamaların yeknesak hale gelerek uyuşmazlıkların çözümünde oluşacak ihtilafları bir nebze olsun önlenmesi amaçlanmıştır.

Buna göre taraflar arasında ortaya çıkacak bir uyuşmazlıkta veya Sözleşme hazırlanmasında CISG’nin uygulanabilmesi için gerekli ilk koşul; tarafların söz konusu Sözleşme hükümleri kapsamında bir mal satım işlemi gerçekleştirmesidir. İkinci olaraksa, söz konusu mal satım sözleşmesini gerçekleştiren şirketlerin, CISG’ye taraf olan farklı devletlerde yer almaları ve Sözleşme hükümlerinin uygulanmamasına yönelik bir düzenleme yapmamış olmaları gerekmektedir.

Bu noktada CISG’nin ithalat ve ihracatta aktif çok sayıda taraf devlete sahip olması, çoğunlukla bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasını sağlamaktadır. Kaldı ki, taraf olmayan devletlerde yer alan şirketler arasında yapılacak bir anlaşma kapsamında da tarafların, CISG hükümlerinin uygulanmasına karar vermeleri mümkündür.

Türk Hukukunda Mücbir Sebep Kavramı

Viyana Satım Sözleşmesi kapsamında mücbir sebebin ne olduğu tanımlanırken Türk hukukundaki tanımına da yer vermek gerekecektir. Buna göre Türk hukukunda belli bir mevzuatta  “mücbir sebep” kavramının tanımı yapılmadığından Yargıtay ve doktrin yönünden değerlendirme yapmak gerekmektedir. Bu kapsamda, doktrin ve içtihatlar doğrultusunda “mücbir sebep” kavramının taşıması gereken temel şartlar belirlenmiştir. Buna göre bir olayın mücbir sebep olarak ileri sürülebilmesi için;

  • Olayın tarafların kontrolünde olmaksızın gerçekleşmesi,
  • Söz konusu olayın gerçekleşmesinin öngörülemez olması,
  • Önlenebilmesinin tarafların kontörlünde olmaması,
  • Tedbirlere rağmen olayın gerçekleşmesiyle sözleşme ifasının imkansız hale gelmiş olması gerekmektedir.

Yukarıdaki koşulların yanında taraflar gerçekleştirdikleri sözleşmeye mücbir sebebe yol açacak olayları da sıralayabilecektir. Buna göre, yukarıda belirtilen şartları taşıyan bir olay sebebiyle sözleşme edimlerinin imkansızlaşması halinde tarafların sorumluluğunu ortadan kaldıran mücbir sebep kavramının CISG hükümleri kapsamında hangi koşulları taşıdığı da ayrıca değerlendirilmelidir.

Viyana Satım Sözleşmesinde Mücbir Sebep Kavramı

Viyana Satım Sözleşmesi hükümleri incelendiğinde genel olarak tarafların garanti sorumluluğu altında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan CISG 79. Maddesinde “Sorumluktan Kurtulma” başlığı altında bir düzenleme olduğu görünmektedir. Buna göre; 

“Taraflardan biri yükümlülüklerinden birini ifa etmemesinin, denetimi dışında kalan bir engelden kaynaklandığını ve bu engeli, sözleşmenin kurulması anında hesaba katmasının veya engelden ve sonuçlarından kaçınmasının veya bunları aşmasının kendisinden makul olarak beklenemeyeceğini ispatlaması halinde ifa etmemeden dolayı sorumlu tutulmaz.”

Görüldüğü üzere CISG’nin ilgili hükmünde, doktrindeki mücbir sebep kavramında benzer olarak, imkansızlığın tarafların kusuru dışında ortaya çıkması ve öngörülemez olması gerektiği belirtilmektedir. Bu kapsamda elbette söz konusu sebebin, sözleşme edimlerini yerine getirilmesinde makul ölçüde engel oluşturması beklenmektedir. Bu kapsamda CISG’de yer alan hükümler Türk Hukukundaki mücbir sebep kavramıyla benzerlik gösterse de genel olarak mücbir sebebin ancak taraflar arasında düzenlenen sözleşmelerde açıkça belirtilmesi koşuluyla ileri sürülebileceği hukuk sistemlerinde, taraflar arasında CISG hükümlerinin açıkça bertaraf edilmediği hallerde özellikle önem arz edecektir. Bu noktada CISG hükümleri kapsamında ise farklı olarak sözleşmede belirtilmese de hüküm kapsamındaki şartların oluşması halinde mücbir sebep kavramı ileri sürülebilmektedir.

Bu doğrultuda özellikle yeni tip korona virüsünün sebep olduğu Covid-19 salgını kapsamında birçok şirket açısından gerek tedarik zincirlerinde oluşan aksaklıklar gerekse ülkeler arasında uygulanan tedbirler kapsamında sözleşmelerden doğan edimlerin ifasının imkansızlaşmasının söz konusu olduğu; bunun sonucunda özellikle sözleşmelerde mücbir sebep hallerinin gereği gibi düzenlenmediği durumlarda tarafların mücbir sebep hükümlerinin uygulanması ve kapsamı konusunda zorluklar ile karşı karşıya kaldığı bilinmektedir.

Bu kapsamda Covid-19 salgınından etkilenen veya çeşitli nedenlerle taraf oldukları sözleşmelerden doğan edimlerini ifa edemeyen şirketlerin ilgili şartları taşıması halinde CISG de yer alan hükümden yararlanmayı talep etmesi de mümkün görünmektedir. Ancak bu kapsamda gerek Türk hukukundaki genel mücbir sebep uygulamaları gerekse CISG ilgili hükmünden hareketle, söz konusu salgının veya imkansızlığa neden olan başka bir sebebin, sözleşme özelinde somut olayda fiili bir imkansızlık oluşturduğunun da tespit edilmesi gerekecektir.