TÜRK HUKUKUNDA DELİL SÖZLEŞMESİ 4 Eylül 2020

I. DELİL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

Türk medeni usul hukukunda kural olarak kanuni delil sistemi benimsenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 189/3 maddesi uyarınca kanunun belirli bir delil ile ispatını aradığı vakıaların başka delillerle ispatı mümkün değildir.  Bununla birlikte kanun taraflara, birtakım şartları yerine getirmek koşulu ile ispat araçlarını belirleme noktasında sözleşme yapabilme özgürlüğü getirmiştir.

Delil sözleşmesi ile taraflar, aralarındaki uyuşmazlık konusu vakıaların hangi delillerle ispatlanacağı konusunda anlaşmaktadır.  Bu doğrultuda delil sözleşmesi; belli bir vakıanın, belli bir delil ile veya diğer deliller yanında kararlaştırılan türdeki deliller ile de ispat edilebileceği konusunda taraflar arasında davadan önce veya yargılama sırasında yapılan usuli bir sözleşmedir. [1] Bu özelliği nedeniyle delil sözleşmesi, günümüz teknoloji ve bilimsel gelişmeler çağında yaşanması muhtemel ispat problemlerini aşmak bakımından önemli bir araç olarak görülmektedir.

Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla akdedecekleri delil sözleşmesi kapsamında; kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler (HMK m.193/1). Böylelikle tanıkla ispatı mümkün olan bir hukuki işlemin senetle ispatı veya senetle ispatı gereken bir hususun tanıkla ispatı mümkün hale gelmektedir. Bununla beraber kanunda geçerlilik şartı olarak yazılı yapılması öngörülen bir sözleşmenin başka bir delil ile ispatlanması konusunda delil sözleşmesi yapılamaz. 

II. DELİL SÖZLEŞMESİNİN GEÇERLİLİK KOŞULLARI NELERDİR?

  1. Uyuşmazlık Bakımından Belirlilik

Delil sözleşmesi belirli bir hukuki ilişkinin ispatı için yapılabilecektir. Buna göre, delil sözleşmesinin geçerli olabilmesi için söz konusu uyuşmazlığın belirli/belirlenebilir olması gerekmektedir. Dolayısıyla tarafların, aralarında çıkacak her türlü uyuşmazlığın tanık ile ispat edileceğine yönelik anlaşmalarının geçerli kabul edilmesi mümkün değildir.[2]

  1. Deliller Bakımından Belirlilik

Geçerli bir delil sözleşmesinden söz edebilmek için, delil sözleşmesi ile belirlenmiş olan hukuki ilişkinin, hangi delil veya delillerle ispatlanacağının da delil sözleşmesinde açıkça belirtilmiş olması gerekmektedir. Taraflar arasında kurulan delil sözleşmesinde belirlenen delil, tek bir delil ile sınırlandırılabileceği gibi; tarafların, birden fazla delil belirleme imkanı da bulunmaktadır. Belli bir vakıanın sadece belli delil veya deliller ile ispat edileceğine ilişkin yapılan sözleşme münhasır delil sözleşmesi olarak nitelendirilmektedir. Tarafların belli bir vakıanın, kanunen mümkün olan deliller yanında kendi kararlaştırdıkları delil veya deliller ile de ispatlanabileceğini kabul ettikleri durumlarda ise münhasır olmayan delil sözleşmesi söz konusu olacaktır.

  1. Taraflarca Getirilme İlkesine Tabi Bir Dava

Delil sözleşmesi ancak taraflarca getirilmesi ilkesinin uygulandığı davalarda söz konusu olabilmektedir. Buna karşılık resen (kendiliğinden) araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim, tüm delillere kendiliğinden başvurabileceğinden, delil sözleşmesi, resen araştırma ilkesinin tabi olduğu davalarda uygulanamamaktadır.

  1. İspat Hakkına Aykırı Sözleşme Yapma Yasağı

Tarafların delil sözleşmesi yapma özgürlüğünün sınırı kanun tarafından belirlenmiş ve delil sözleşmesiyle bir tarafın savunma hakkının tamamen ortadan kaldırılması ihtimali engellenmiştir. Buna göre; taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir (HMK m.193/2). Taraflar arasında akdedilen delil sözleşmesiyle taraflardan birinin ispat hakkının ölçüsüz derecede ve hakkın özünü zedeleyecek mahiyette sınırlandırılması durumunda, taraflar itirazda bulunmasa dahi, hâkim tarafından kendiliğinden gözetilmesi gerektiği kabul edilir.

Aynı zamanda delil sözleşmeleri, bağımsız bir sözleşme olarak veya bir maddi hukuk sözleşmesinin bir maddesi/şartı olarak düzenlenmesi halinde, niteliğine uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan genel işlem şartlarına da tabidir. Uygulamada, genel işlem koşulu olarak düzenlenmiş olan delil sözleşmelerinin, çoğu kez taraflardan birine ait defter ve kayıtlara veya onun düzenlediği belgelere delil olarak dayanılabileceğine ve karşı tarafın bu belge ve kayıtların içeriğini şimdiden kabul ettiği şeklindeki hükümler içerdiği görülmektedir. Bu türdeki delil sözleşmeleri, gerek HMK m.193/2 hükmündeki düzenleme nedeniyle geçersiz kabul edilecek, gerekse niteliği uygun düştüğü ölçüde genel işlem koşulları bakımından denetime tabi tutulacaktır.[3] Ek olarak delil sözleşmelerinin geçerlilik denetimi yapılırken Türk Medeni Kanunu çerçevesinde dürüstlük kuralı ilkesi ve taraflardan birinin tüketici olduğu durumda Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri de dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak, Türk hukukunda taraflara delil sözleşmesi ile birtakım delilleri ispat aracı olarak belirleme hususunda bir yetki tanıyor ise de, söz konusu yetki sınırsız değildir. Özellikle tacirler arasında akdedilen sözleşme hükümlerinde sıklıkla yer bulan delil sözleşmelerinin geçerli olarak kabul edilebilmesi için mutlak suretle yukarıda kısaca değinilen şartları taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

 



[1] PEKCANITEZ/ATALAY/ÖZEKES, Medeni Usul Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 12. Bası, 2011, s.475.

[2] KURU, Hukuk Muhakemeleri Usul, Cilt 2, İstanbul, Beşinci Baskı, 1990, s.1978.

[3] HANAĞASI, s. 446-447